Ramazan-ı Şerif ve Oruçla ilgili tabirler
Image Ramazan: Hicri- İslâmî takvimin dokuzuncu ayının adıdır. Ramazan yerine: “Ramazan-ı Şerif” veye “Oruç Ayı” denilmesi daha uygun olur.

Oruç: İslâm’ın beş temel rüknünden dördüncüsü ve beden ile yapılan büyük bir ibâdetin adı olup, kinci fecirden (Fecr-i sâdık) başlayarak güneşin batışına kadar yemekten, içmekten ve cinsî yakınlıktan nefsi (men’etmek) tutmaktır. Orucun Kur’ânî adı: “Savm” ve “Sıyâm”dır ki imsak, yani: Nefsi men’etmek  mânasınadır. Sıyâm tabiri, Savm’ın çoğulu olarak  da kullanılır. Ramazân-ı Şerif Orucu: Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Medine-i Münevvere’ye hicretinden bir buçuk sene sonra, Şa’ban ayı içerisinde (10 Şa’ban 624) nâzil olan; “Ey iman edenler! Oruç, sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı” (Bakara: 183.) âyet-i kerimesi ile farz kılınmıştır. Oruc ibâdetinin farziyyeti;  Kitap, (Kur’ân-i Kerim; Sünnet (Peygamber Efendimizin mübârek sözleri) ve İcm⒠(ümmeti Muhammedin Din âlimlerinin görüş birliği) ile sâbittir. Sahur: Oruç tutmak için gece, “Seher” vaktinde yenen yemektir. Seher: İkinci fecir de denilen Fecr-i Sâdık’tan (Sabah Namazı vaktinden, 20 dakika) önceki vakittir. İmsâk: Orucu bozan şeylerden nefsi hakikaten ve hükmen tutmaktır. Başka bir ifade ile, Sahur yemeğinin ve orucu bozan bütün hareketlerin bitirilerek orucun başlama vakti demektir. İftâr: Güneşin batışından (Akşam Namazı vakti girdikten) sonra orucu açmaktır. Oruçlu iken orucu bozacak bir şeyin yapılmasına da  iftar denir.  İftar eden kimseye “müftir” denilidiği gibi, orucu bozan şeylerden her birine de “müftir” denir. Fecr-i Kâzib: Sabah namazının vakti girmeden evvelki vakit; birinci fecir, yalancı, gerçek olmayan fecir demektir. Fecr i Kâzib: Gökte iki tarafı karanlık uzunlamasına bir hat şeklinde beliren geçici bir beyazlıktan ibâret olup az sonra kaybolur, kendisini karanlık takip eder. Bundan sonra Fecr-i Sâdık (Sabah Namazının vakti) meydana gelir. Orucun gece başlama ve akşam bitiş vaktini bildiren  Âyet-i Kerimedeki “ak iplik”, “kara iplik” meselesinin açıklaması: “Oruç gecesi; Tâ Sabahın beyaz ipliği siyah iplikten seçilinceye (yani gecenin siyah ipliğe benzeyen karanlığı gidip, sabahın beyaz ipliğe benzeyen aydınlığı seçilinceye) kadar yeyip içmeye devam edin. Sonra orucu geceye kadar tamamlayın”. (Bakara: 187.) Önemli açıklama: İftar ve Akşam Namazı vaktinin girmiş olması için; astronomik olarak yapılan hesaplamalara göre tayin ve tesbit edilen güneşin batışı ile, İftar ve Akşam Namazının vakti demek olan Şer’î Mağrib  yani Akşam Namazı vakti arasında yaklaşık  olarak 5 dakika kadar bir fark vardır. Binâenalayh, güneşin batı ufkunda gözden kaybolmasından hemen sonra  iftar edilmemesi,  güneşin batı ufuk çizgisinin bir derece altına inerek şer’î mağrib-“Akşam Namazı vakti”nin girmesine kadar beklenilmesi, güneşin batış vaktinin fıkhî ölçülere uygun hâle gelmesi demek olan temkin’e uyulması (Fazilet Takvimi gibi, temkinli takvimlere göre hazırlanmış olan İmsâkiyelerde gösterilen vakte kadar beklenmesi) son derece önemlidir. Fecr-i Sâdık: İkinci fecir; Sabaha karşı doğu ufkundan yayılmaya başlayan beyaz bir aydınlıktan ibaret olup Sabah Namazı vaktidir. Temkîn: Astronomik olarak hesaplanan vakitlerin fıkhî ölçülere uygun hâle gelmesidir. Temkin, sadece ihtiyat için yapılmış bir düzeltme değil, fıkhî olarak yapılması zarûrî bir düzeltmedir. Leyle-i Kadir: Kur’ân-ı Kerim’in nâzil olmaya başladığı, bin ay’dan daha hayırlı ve pek mübârek bir gece, mü’minlerin umûmi kanâatina göre; Ramazan-ı Şerif ayının 26’yı 27. ye bağlayan gecesi: “Kadir Gecesi”dir. Zekât: İslâm Dîninin beş temel şartından ikincisi ve mal ile yapılan en büyük ibâdettir. Temizlik, bereket, artma, çoğalma ve güzel zikir mânalarına gelir. Bir malın, muayyen bir miktarını, (kırkta birini) muayyen bir zaman (üzerinden bir yıl geçtikten) sonra, muayyen bir zümreye (Kur’ân-i Kerim’de Zekâtın verileceği yerler olarak beyan buyurulan sekiz sınıftan birine dâhil olan Müslümanlara temlikten) Allah-ü Teâlânın rızâsı için vermekten ibârettir. Nisap: Bir malın zekâtını vermek üzere varılması, ulaşılması, sâhip olunması gereken miktar demektir ki, Şer’i Şerîfin zekât ve sadaka-i fıtır hakkında koyduğu zenginlik ölçüsüdür. Zekât husûsunda altının nisabı yirmi miskal, gümüşün nisabı iki yüz dirhem, koyun ile keçinin nisabı kırk, sığır ile mandanın nisabı otuz, devenin nisabı da beşdir. Bir Müslümanın yıllık gelirlerinden zarûrî giderleri çıkarılınca, geriye  nisap miktarı yani en az 80.18 gram altın’ı  veya buna karşılık Zekâta tâbi malı bulunur ve bu servetin  üzerinden bir yıl geçmiş ise, şer’an  (Dînî ölçülere göre) zengin sayılır ve zekât vermekle mükellef olur. Nisab miktarına ulaşan  altın, nakit, sağlam alacak ve ticarî emtianın üzerinden tam bir yıl geçtiği zaman kırkta birini (% 2,5) Zekât olarak vermek farz (Allah’ın kulları üzerinde hakkı) dır. Zekât her zaman verilebilir. Ancak Ramazân-ı Şerifte verildiği takdirde sevabı 70 kat daha fazla olduğu Hadîs-i Şerif’te bildirilmektedir. Dirhem: Umûmiyetle gümüş paralarda kullanılan bir tabirdir. Eski okka’nın  (1283 gramlık eski bir ağırlık ölçüsü) dörtyüzde birine denir. Dirhem-i Örfî: On altı kırattan ibaret dirhem. Dirhem-i Şerî: On dört kırattan ibaret dierhem. (Zekâtta, mehirde, diyette, nisâb-ı sirkatte mu’teber olan da bu dirhemdir) Dirhem -ü Dînâr: Gümüş ve altın para. Şerîate göre, orta boyda olan 70 tâne arpanın ağırlığı. Kırât: Kuyumcular arasında kullanılan miskâlin yirmi dörtte biri kadar bir ağırlık ölçüsü. Kırât-ı Örfî: Bâzı fukahâ’nın beyânına göre beş, bâzılarının beyânına göre de dört orta boy arpa ağırlığından ibârettir. Aradaki bu fark beldelerin âdet ve geleneklerinin değişik olmasından ileri gelmektedir. Kırât-ı Şerî: Beş adet orta boy arpa ağırlığından ibârettir. Hafif tartılar mıkyâsâtından (hassas ölçü ve tartı âletlerinden) olup elmas ve cevâhir gibi kıymetli eşya tartılarında kullanılır. Miskâl: Yirmi dört kıratlık bir ağırlık ölçüsü. (On dört kırât bir şer’î dirhemin karşılığıdır). Sadaka-i Fıtır: (fıtır sadakası) Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî ihtiyaçlarından başka en az nisab miktarı (80.18 gram altın veya buna karşılık Zekata tabi bir mala sâhip bulunan her Müslümanın vermesi gereken vâcib bir sadakadır. Buna yalnız fıtra da denir. Bu kelime halk arasında “fitre” şeklini almıştır. Fıtır sadakasına “fıtrat” (yaratılış sadakası) da denir ki, insanın yaradılışına bir şükür olmak üzere sevab kazanmak maksadı ile verdiği sadaka demektir. Sadaka-i Fıtır, Hicret-i seniyyenin ikinci senesinde, oruç farz kılındığı esnâda vâcip kılınmıştır. Havâic-i Asliye: Kişinin oturduğu ev ve ev’e lüzumlu olan eşyalar, kışlık ve yazlık elbise, zamanın şartlarına göre lüzumlu silah, sanat ve zirâat âletleri, kitaplar, ve binek hayvanı (vasıtası) ile bir aylık, sahih görülen diğer bir kavle göre bir senelik nafakaya mahsus erzaktan ibarettir. Keffâreti Savum: Ramazan-ı Şerifte bir özrü bulunmaksızın muayyen şartlar dâhilinde orucunu bozan bir mükellefin Müslüman veya gayrimüslim bir köle veya câriye âzad etmesinden, buna gücü yetmez ise iki ay peş peşe oruç tutmasından, buna da gücü yetmez ise altmış fakire yemek yedirmesinden ibarettir. Fidye: Oruç tutmaya gücü yetmeyenlerin her gün için bir sadaka-i fıtır miktarı (bir fakirin sabahlı ve akşamlı bir günlük yiyeceğine yetecek kadar) tasaddukta bulunmalarıdır. İ’tikâf: Ramazan-ı Şerif’in son on gününü bir Mescid-i Şerifte veya mescid hükmündeki bir yerde ibadetle geçirmek demektir. İmsâkiye: Ramazan-ı Şerif ayında namaz ve oruç vakitlerini gösteren vakit cetveli. Hatim: Allâhü Teâlâ tarafından Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) bir mu’cize olarak indirilen Kur’ân-ı Kerîm’i başından sonuna kadar okumaya “Hatim”, Kur’ân-i Kerim Hatmi” denir. Mukâbele: Kur’ân-i Kerîmi karşılıklı olarak okumak demek olup, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile Cebrâil (a.s.)’ın  fiili sünnetlerinin günümüze intikalidir. Özellikle Ramazan-ı Şeriflerde Camilerde cemaate karşı okunan Hatimlere isim olmuştur. Mukâbelenin tarihi: Cebrâil (a.s.) her yıl Ramazan ayında, her gece Rasûlüllah’a (s.a.v.) gelir, Ramazan ayının sonuna kadar Kur’ân-ı Kerîm’i Peygamber Efendimiz’le (s.a.v.) mukâbele eder; yani o okur, Peygamberimiz (s.a.v.) dinler, Peygamberimiz okur, Cebrâil (a.s.) dinlerdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) dünyadan âhirete irtihal buyurdukları sene, bu mukâbele iki kere yapılmıştır. Binâeanaleyh; Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile Cebrâil (a.s.)’ın  fiili sünnetlerinin ihyâ edilerek, yaşatılarak günümüze taşınması olup, mukâbele denilince, Ramazan-ı Şeriflerde Camilerde cemaate karşı okunan Hatimler akla gelmektedir.  Iyd-ı Fıtır: (iftar bayramı, Ramazan Bayramı): Iyd bayram demektir. Ramazan-ı Şerif Bayramına da imsâke (oruç tutulmaya) son verildiği için “Iyd-i Fıtır” denilir.  

Ramazan-ı Şerif ve Oruçla ilgili tabirler  
 
İsim
Email