Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Îsa’nın Doğumu
Image“Habîbim! Meryem’in kıssasını, oğlu Îsâ’yı kudretimizin eseri ve babasız olarak nasıl dünyaya getirdiğini Kur’andan okuyarak haber ver. (Meryem: 16 )

Mu’cize Peygamber Meryem Oğlu Îsâ aleyhisselâm’ın dünyaya gelmesi ve o mu’cize Peygamberi dünya’ya getiren muhtereme annesi hakkında en Doğru Bilgiler, şüphesiz ki Allah-ü Teâlâ’nın bildirdiği bilgilerdir.

En Doğru Bilgiler başlığı belki bazıları tarafından fazla iddialı bulunabilir.
Ancak, gerçek ve bizim inancımız o dur ki, hiç şüphesiz sözlerin en doğrusu Allah-ü Teâlâ’nın sözü ve en gerçek haber O’nun bildirdiği haberdir.
Mu’cize Peygamber Îsâ aleyhisselâm ve Annesi Hakkında En Doğru Bilgiler başlıklı mütevâzî çalışmanın ana kaynağı doğrudan Allah’ın kitabı Kur’an-i Kerim olduğu ve bizzat Cenab-ı Hak tarafından: Habîbi Muhammed aleyhisselâm’a hitâben: “Habîbim! Meryem’in kıssasını, oğlu Îsâ’yı kudretimizin eseri ve babasız olarak nasıl dünyaya getirdiğini Kur’andan okuyarak haber ver. (Meryem: 16 )

İşte bu gayb haberlerindendir. Sana onu vahy ile bildiriyoruz. Yoksa Meryem’i hangisi himâyesine alacak diye (Tevratı yazdıkları) kalemlerini (kur’a olarak) atarlarken Sen yanlarında değilidin. (Bu husuta) tartışırlarken de yine yanlarında yoktun. (Âl-i Imrân: 44) “İşte bu hüküm var ya! Biz onu Sana âyetlerden ve hikmet dolu Kur’ân’dan okuyoruz”. (Âl-i Imrân: 58)

’ “İşte, hakkında şek etmekte oldukları Meryem Oğlu İsâ, Hak sözünce budur. (Îsâ ve annesi hakkındaki gerçek bilgiler budur)” buyurulduğu için “En Doğru Bilgiler” ifadesi kullanılmıştır. (Meryem: 34 )
Kur’an-i Kerimde “Ulülazm” olarak beyan buyurulan beş büyük Peygamberin dördüncüsü olan İsa Aleyhisselam, Büyük Peygamberlerden Musa Aleyhisselam’dan 17 asır sonra, İlahî kudret ve hikmetin iktizasıyla, büyük bir mu’cize (Yüce Allah’ın kudretinin eseri ve insanlığın yaratılışının tamamlanması) olarak babasız bir şekilde dünyaya gelmiştir.
Kur’ân-i Kerim’de, Annesinin adını taşıyan Meryem sûresi’nde, Annesinin babasının adını taşıyan Âl-i Imrân sûresinde ve ayrıca elli kadar âyet-i kerîmede, annesinin cennet nimetleri ile beslenerek yetişmesinden, Meryem oğlu İsa diye zikredilerek babasız olarak dünyaya gelişinden, henüz yeni dünyaya gelmiş bir bebekken anlaşılır bir şekilde insanlara konuşarak, Allah’ın Peygamberi olarak gönderildiğini haber verişinden, insanları Allah’ın Dinine davet edişi ve mucizelerinden bahsedilmektedir.
Îsâ Aleyhisselam, üç sene üç ay Peygamberlik vazifesi yaptıktan sonra, otuzüç yaşındayken Yüce Allah tarafından semâya kaldırılmış, dünyaya gelişi gibi, dünyadan ayrılışı (keyfiyetini ancak Allah-ü Teâlâ’nın bildiği şekilde ve diri olarak mele-i â’lâ’ya yükseltilmesi) da büyük bir mu’cize olmuştur.
Cenâb-ı Hak bu mu’cize doğumu Kur’an-i Kerim’de Meryem Sûresinin 16 dan 40’a kadar olan âyet-i kerîmelerinde şöyle haber vermektedir.

(Ey Muhammed! Kitab da) Kur’ân’daki Meryem kıssasını da an (insanlara anlat).

Hani o, ailesinden ayrılarak (evinin veya Mescidin, Beyt-i Makdis’in) doğu tarafında bir yere çekilmişti.

Sonra ailesiyle kendisi arasına bir perde edinmiş (çekmiş) idi. Derken Biz ona rûhmuz’u (Cebrail aleyhisselâmı) göndermişdik de o, kendisine tam bir insan şeklinde görünmüşdü.

Meryem o’na (insan sûretinde gördüğü Meleğe, Cebrâil aleyhisselâma): “Doğrusu ben senden Rahmân’a (koruyucu olan Allah’a) sığınırım. Eğer Allah’dan korkuyorsan (çekil yanımdan, yaklaşma, dokunma bana)” dedi.

Rûh, Cebrâil aleyhissel’am da: “Ben, sana tertemiz, günahlardan arınmış, (Peygamberlikle müjdelenmiş) bir erkek evlâdı bağışlamaya (vesile olmak) için, o ( korumasına sığındığın) Rabbinin gönderdiği bir elçisiyim” dedi.

Meryem: “Benim nasıl çocuğum olacakmış? (evlenip de) bana hiçbir insan dokunmamıştır. Ben bir iffetsiz de değilim” dedi.

Melek: “(Evet) öyledir. Dediğin doğrudur. Ancak Rabbin buyurdu ki: Bu (babasız çocuk vermek), bana göre pek kolaydır. Çinki biz o’nu insanlara bir âyet, (mu’cize ve kullarıma bir hidâyet ve irşad rehberi) rahmet kılacağız. Hem, bu önceden (ezelde buna Allah’ın kazâ ve takdîri taalluk etmiş ve kararlaştırılmış) olmuş bitmiş bir iştir.” dedi.

Nihâyet (Rûh Meryem’in gömleğine uzaktan üfürüvermek, “Hû” deyivermek sûretiyle Allah’ın emri gerçekleşti) Meryem Îsâ’ya (hâmile) gebe kalınca, bununla (karnındaki bu çocuğu ile âilesinden) uzak bir yere (bir dağın ardına) çekildi.

Derken doğum sancısı (başladı, bu durum) o’nu bir hurma ağacına (dayanmaya) sevketti. “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim” (başıma bunlar gelmeseydi) dedi.

Aşağı tarafından o’na şu nidâ geldi. “Sakın üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir su arkı vücûda getirmiştir”.

”Hurma ağacını kendine doğru silkele, üzerine devşirilmiş taze hurmalar dökülecektir.”

Celâleyn, Razî ve Beyzâvî tefsirlerinin kaydettiğine göre; Hazreti Meryem’in dayandığı hurma ağacı başı ve meyvesi olmayan kupkuru bir kütüktü. Mevsim’de hurmaların meyve verdiği mevsim olmayıp kışdı. Meryem ağacı sallayınca Cenâb-ı Hak ona baş verdi, yaprak verdi, taze hurma verdi. Bu da o’nun nezâhet ve iffetine (Hazreti Meryem’in çok temiz, güzel ahlâk sâhibi, nâmuslu bir kişi olduğun) delâlet eden bir mu’cize idi.

”Ye, iç, (bu çocuktan dolayı) gözün aydın olsun. Eğer insanlardan herhangi birini görürsen, (sana evlâdın hakkında bir şey sorarsa) ben Rahmân’a (o çok esirgeyici, koruyucu olan Allah’a) oruç (yani konuşmamayı) adadım. Onun için bugün hiçbir kimseyle konuşmayacağım” de. (O zaman insanlar oruçluyken konuşmazlardı.)

Sonra Meryem onu (Îsâ’yı) yüklenerek (sırtına bağlayarak) kavmine getirdi. Onlar (hayretler içinde) : “Ey Meryem! andolsun sen görülmemiş, acâib bir şey yaptın.Babası belli olmayan bir çocuk dünyaya getirdin”!

”Ey Hârun’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi, annen de iffetsiz bir kadın değildi.”dediler.

Burada; Ey Hârun’un kız kardeşi diye hitap etmelerinin sebebi: Hazreti Meryem, Hârûn aleyhisselâm’ın kız veya erkek kardeşinin neslindendi. Bazılarına göre de bizzat Hârûn aleyhisselâm’ın neslinden biri idi.

Bunun üzerine Meryem (onlara) çocuğu gösterdi. (O’na sorun da cevâbını o versin demek istedi). Onlar; “Biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?” dediler.

(Allah’ın bir mu’cizesi olarak Îsâ dile gelip şöyle) dedi: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. O bana kitab verdi ve beni bir Peygamber yaptı.” (Cenâb-ı Hak burada o’na evvelâ kul olduğunu söyletti. Bu sözle, ilerde o’nun (hâşâ ilah olduğunu veya Allah’ın oğlu olduğunu iddia edecek olanları) red buyurdı.

”Beni, her nerede olursam olayım mübârek (hayrı öğreten ve insanlara çok faydalı olan nurlu bir kımse) kıldı. Bana hayatta bulunduğum müddetçe namaz kılmamı ve zekât vermemi emretti.”

”Beni anneme hürmetkar kıldı. Beni zorba ve isyankar yapmadı.”

”Doğduğum gün de, öleceğim gün de ve diri olarak (kabrimden) kaldırılacağım gün de selâm ve emniyet benim üzerimedir.”

İşte hakkında (yahudilerle hıristiyanların) ihtilaf edip durdukları Meryem oğlu Îsâ’ya dair ( doğru bilgi) Allah’ın sözü budur.

Çocuk edinmek aslâ Allah’ın şânına yakışmaz. O bundan münezzehtir. O, bir şeyin olmasını dilerse, ona sadece “ol” der, o da oluverir.

(Sonra Îsâ onlara şöyle dedi): “Şüphesiz benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz Allah’tır. O halde ona ibadet edin, işte dosdoğru yol budur.”

Ne var ki, sonra fırkalar (yahûdi ve hıristiyanlar) kendi aralarında ihtilâfa düştüler. (Bu fırkalar: Yahûdîlerle Nasrânîler yâhut Nasrânîlerin ayrıldığı kollardır. Bunlardan Nastûrîler, “Îsâ Allah’ın oğlu” dediler. Ya’kûbîler, “o bizzat İlah’tır, yere indi sonra yine göğe çekildi” dediler!. Melkânîler, “O, üçün üçüncüsüdür” dediler.)

Artık, görecekleri büyük bir günün (kıyâmet ve hesap gününün ve korkularının) cetin (büyük ve dehşetli) azâbı o kâfirlerin dir. Vay onların haline!

Onlar bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler! Fakat o zalimler (buna rağmen) bugün (hâlâ) apaçık bir sapıklık içindedirler.

(Habîbim, Yâ Muhammed!) Sen insanları buldukları vakit pişmanlık duyacakları ve işin bitmiş olacağı (kıyâmet) günü ile korkut, onları uyar. Onlar hâlâ gaflet içindedirler, hâla iman etmiyorlar.

Şüphesiz Biz bütün yeryüzüne ve üzerindekilere vâris olacağız. Ve onlar da sonunda mutlaka Bize döndürüleceklerdir. Hakk (olan Allah)’ın bildirdiğine göre Meryem’in oğlu İsa İşte budur, tâ beşikten tekrar dirilmesine kadar öyle doğan ve o sözleri söyleyen bir kuldur ki, hakkında tartışıp duruyorlar. Yüce Allah ise; “Allah’ın çocuk edinmesi hiçbir zaman olur şey değildir. O’nu tenzih ederiz.” âyetiyle Allah’a çocuk isnad edilme iftirasını reddediyor ve İsa’nın dilinden de; “Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O’na kulluk ediniz. İşte bu doğru bir yoldur.” demek suretiyle tevhid’e (Allah’ın var ve bir olduğu inancına) da’vet etmektedir.

İşte dünyâ’ya gelişi mu’cize, beşikteyken konuşarak Peygamberliğini îlân edişi mu’cize, semâ’ya diri olarak kaldırılışı mu’cize, âhir zamanda Muhammed aleyhisselâm’ın ümmeti olarak tekrar dünyaya inmesi mukadder olan mu’cize Peygamber Meryem oğlu Îsâ aleyhisselâm…

İNSANLIK TARİHİ BOYUNCA PEYGAMBERLER VE MU’CİZE PEYGAMBER

MERYEM OĞLU ÎSÂ ALEYHİSSELÂM

Kur’ân-i Kerimde “Ulülazm” olarak beyan buyurulan beş büyük Peygamberin dördüncüsü olan Îsâ aleyhisselâm, büyük Peygamberlerden Musa aleyhisselâm’dan 17 asır sonra, İlahî kudret ve hikmetin iktizası ve eşsiz bir mu’cize olarak babasız dünyaya gelmiş bir büyük Peygamberdir.

Kur’ân-i Kerim’de, annesinin adını taşıyan Meryem Sûresi’nde ve ayrıca elli kadar âyet-i kerîmede, annesinin cennet ni’metleri ile beslenerek yetişmesinden, oğlu Îsâ’yı İlâhî bir mu’cize eseri babasız olarak dünyaya getirişinden, mu’cize Peygamber Îsâ aleyhisselâm’ın henüz yeni dünyaya gelmiş bir bebekken anlaşılır bir şekilde insanlara konuşarak, “Ey insanlar! Ben Allah’ın kuluyum. Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah beni Peygamber olarak gönderdi. Allah bir dir. Sakın ona hiç bir şeyi ortrak koşmayın” diyerek insanları Allah’ın Dînine ve tevhîd’e da’vet edişi ve mu’cizelerinden bahsedilmektedir.

Îsâ aleyhisselam, üç sene üç ay Peygamberlik vazifesi yaptıktan sonra, otuzüç yaşındayken Yüce Allah tarafından semaya kaldırılmış, dünyaya gelişi gibi, dünyadan ayrılışı da büyük bir mu’cize olmuştur

Müslüman kabul edilmek, Allah katında makbul bir îmana sâhip olabilmek için, Tevhîd inancını insanlara tebliğ etmek üzere Allah tarafından seçilerek gönderilen bütün Peygamberlere inanmak, (Nübüvvet ve Risâletinde) hiç ayırım yapmadan îman etmek şarttır.

Bütün Pyegamberleri seçip gönderen Yüce Allah, Peygamberlerini ne için gönderdiğini Kur’ân-ı Kerimde: “Andolsun ki Biz; Allah’a kulluk edin ve tağuttan (putlara tapınmaktan) kaçının diye insanlara Tevhid’i (Allah’ın varlığını, birliğini, hiç bir şeye nuhtaç olmadığını, her şeyin O’na muhtaç olduğunu) tebliğ etmeleri için her ümmete bir Peygamber gönderdik”… buyurarak haber vermektedir. (Nahl Suresi, 36)

Yeryüzünde ilk insan ve ilk Peygamber Âdem aleyhisselâm’dan son Peygamber Muhammed aleyhisselâm’a kadar, her biri Allah tarafından seçilip gönderilen bütün Peygamberler, Allah’tan aldıkları vahiyler ile, akıl sâhiplerini (kadın olsun, erkek olsun bütün mükellef insanları) Allah’a ve âhiret gününe îman’a da’vet etmek ve getiridikleri Dînin (şerîatın) hükümlerine teslim olmalarını sağlamak, yani Müslümanlığı öğretmek üzere gönderilmişlerdir.

İlk Peygamber Âdem aleyhisselâm’dan son Peygamber Muhammed aleyhisselâm’a kadar gelmiş olan bütün Peygamberler vazifesini tamamlayıp dünyadan ayrıldıktan sonra, getirdikleri tevhid inancı, tarihin seyri içerisinde zaman zaman insanlar tarafından tahrif edilerek (İlâhî kitaplardaki hükümler insanlar tarafından, istedikleri gibi) değiştirilerek bozulmuştur.

Her bozulma sonucunda, Allah-ü Teâla kullarına âyetlerini okuyacak ve onları âhiret hayâtına karşı uyaracak yeni bir Peygamber göndermiş, Peygamberleri vâsıtasıyla insanları yeniden tevhid inancına dâ’vet etmiştir.

ÎS ALEYHİSSELÂM’IN BABASIZ OLARAK DÜNYA GETİRİLMESİNİN SEBEP VE HİKMETLERİ

Mu’cize Peygamber Îsâ (a.s.); kendinden evvel gönderilen büyük Peygamber Hazreti Mûsa’nın getirdiği vahyin (Tevrât’ın) tahrif edilmesi üzerine, İsrail oğullarını Allah’ın birliğine çağırmak, O’ndan başka İlah olmadığını tebliğ etmek, onlara îman ve İslâm esaslarını öğretmek ve kendinden sonra gelecek Büyük Peygamber Ahmed aleyhisselâmı müjdelemek üzere, babasız olarak dünyaya getirilmiş büyük bir mu’cize Peygamberdir.

Bu husûsun delîlini teşkil eden gerçeği, Yüce Allah (c.c.) Kur’ân-ı Kerimde, Âl-i İmrân Sûresinde şöyle haber vermektedir.

“Meryem oğlu Îsâ; ey İsrail oğulları! Ben, Benden önceki Tevrât’ı (Yüce Allah’ın, Kardeşim Musa’ya gönderdiği kitap ile bildirdiği hükümleri) TASDİK EDİCi olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak üzere, size Rabbinizden bir âyetle (açık bir mu’cize olarak) geldim, (Peygamberliğimi isbat eden alâmetler, mu’cizeler getirdim).

Ben Allah’ın kulu ve Peygamberiyim. Artık, Allah’tan korkun ve bana itâat edin. Şüphe yok ki Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz’dir.

Öyleyse yalnız O’na ibadet (kulluk) edin. (İşte) Dosdoğru olan yol budur”. demişti, buyurarak, Îsâ aleyhisselâm’ın İsrail oğullarını, İman ve İslâm’a dâvet edişini en sağlam bilgi olarak haber vermektedir. (Âl-i İmrân; 50-51)

Kezâ, Meryem Sûre-i Celîlesinde de şöyle buyurmaktadır. (Beşikteki Îsâ dile gelip) dedi ki: Ben gerçekten Allah’ın kuluyum. O bana kitap verdi. Beni Peygamber yaptı. Beni her nerede olursam mübârek kıldı. (Hayrı öğreten ve insanlara çok fâideli olan feyizli, nurlu bir kimse yaptı). Bana hayatta bulunduğum müddetçe namaz (kılmam)ı, zekât (vermem)i emretti. Beni anneme hürmetkâr kıldı. Beni bir zorba, bir bedbaht yapmadı. Doğduğum gün de, öleceğim gün de, diri olarak (kabrimden) kaldırılacağım gün de selâm ve selâmet benim üzerimdedir. Şüphesiz ki Allah benim de Rabbimdir. Sizin de Rabbinizdir. O halde O’na kulluk edin. İşte biricik doğru yol budur. (Meryem; 30-36)

Allah-ü Teâlâ, Îsâ aleyhisselâmın söylediklerini, daha doğrusu kudretiyle beşikte o’nu konuşturan Yüce Allah, mu’cize olarak o’na söylettiklerinin vukûu muhakkk olduğu, mutlak sûrette gerçekleşeceği için mâzî sîğası (geçmiş zaman ifadesi) ile “Allah bana kitap verdi. Beni Peygamber yaptı. Beni her nerede olursam mübârek kıldı”. şeklinde ifadeler kullandırmıştır.

Îsâ aleyhisselâm henüz yeni doğmuş beşikte bir bebek iken Yüce Allah o’na evvel⠓kul” olduğunu söyletti. Zîrâ kulluk, makamların “ilki”dir. Bir de o’nun (Meryem oğlu Îsâ’nın hâşâ İlah olduğunu, veya Allah’ın oğlu olduğunu iddia edecek olanları da bu sözle red buyurdu.

Allah-ü Têâlâ; Âyet-i Kerîmenin devâmında: “İşte hakkında şek (ve ihtilaf) etmekte oldukları Meryem oğlu Îsâ, hak sözünce budur. Allah’ın evlâd edinmesi olacak şey değildir. O (c.c.) bundan münezzehdir. O (c.c.) her hangi bir işi (n olmasını) dileyince ona sadece “Ol” der, o da derhal oluverir”. (Meryem:34-35)

ÎS ALEYHİSSELÂM’IN DİLİNDEN VAZİFESİ VE GÖNDERİLİŞ GÂYESİ

Son Peygamber Muhammed aleyhisselâmdan önce, babasız olarak, (tıpkı Allah-ü Teâlâ’nın Âdem aleyhisseâlm’ı topraktan yaratıp sonra ona “Ol” buyurarak (ruh) hayat verdiği gibi) bir mu’cize olarak dünyaya gelmiş olan Îsâ aleyhisselâm, dünyaya gelişindeki gâyeyi ve vazifelerini kavmine nasıl ve hangi ifadelerle haber verdiğine bakalım.

Her şeyi hakkıyla bilen, duyan ve gören Yüce Allah, bu husustaki gerçekleri Kitâb-ı Kadîmi, Kur’ân-ı Azîmuşşân’da şöyle bildirmektedir.

“Meryem oğlu İsâ, “Ey İsrail oğulları! Ben size Allah’ın Peygamberiyim. Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, ismi Ahmed (a.s.) olan büyük Peygamberi (Muhammed aleyhisselâm’ı) müjdeleyici olarak (geldim) demişti.

Sonra, O (Hazreti Ahmed- Muhammed sallAllahü aleyhi vesellem) kendilerine açık mu’cizelerle gelip (Risâlet ve Nübüvvetini isbât eden açık açık deliller getirince, bu açık bir sihirdir dediler.

(Halbûki kendilerine kitap verilenler, Musâ ve getirdiği Tevrât’a, Îsâ ve getirdiği İncil’e inandığını söyleyenler, O büyük Peygamberin geleceğini biliyorlar ve bekliyorlardı. Geldiği zaman toptan îman edeceklerine dâir Peygamberleri vâsıtasıyla Allah’a söz vermişlerdi. Ancak, geldiği zaman bir çoğu hasedlerinden dolayı O’na küfrettiler, îmân’a yanaşmadılar ve yalanladılar).

Kendisi İslâm’a dâ’vet edilip dururken, Allah’a karşı yalan uydurandan (O’na ortak ve evlad isnâd edenden, O’nun âyetlerini sihir diye vasıflandırandan) daha zâlim kim olabilir? Allah zâlim bir kavme (topluluğa) hidâyet vermez.

Onlar ağızları ile (sihirdir, yok şiirdir, yok kehânetdir gibi sözleriyle) Allah’ın nûrunu (İslâm Dînini, yâhut kitâbını, yahut huccetini) söndürmek istiyorlar. Halbuki Allah, kendi nûrunu (bizzât) tamamlayacak (gâyesine ulaştıracak, i’lâ edecek, yüceltecek, her yere ulaştıracak) tır. Kâfirler hoşlanmasalar da.

O, (Allah c.c.) Peygamberini hidâyet ve hak Din ile (Kur’ân ve mu’cizelerle) gönderendir. O, bunu (İslâm Dînini) diğer bütün dinlerden üstün kılacaktır. Müşriklerin hoşuna gitmese de. (Onların hoşuna gitmez. Çünkü Hak Din’de mahz-ı tevhîd vardır, şirki iptâl vardır.) (As-Saf :6-9)

ÎSÂ ALEYHİSSELAM İLE MUHAMMED ALEYHİSSELAM ARASDINDA BAŞKA PEYGAMBER GELMEMİŞTİR

Bu husûsun delîl ve belgesi Ebî Hüreyre’nin (r.a.) rivâyet ettiği bir Hadis-i Şeriftir.

Ebî Hüreyre (r.a.) anlatıyor. Ben Rasûlüllah (s.a.v.)’den işittim. “Rasûlillah (s.a.v.) Ben, Meryem oğlu Îs⠑ya (aleyhissâlatü vesselâm) dünya ve âhirette insanların en yakınıyım. Benimle o’nun arasında başka hiç bir Peygamber gelmemiştir.

Bütün Peygamberler akraba çocuklarıdır. Peygamberler, anneleri ayrı kardeştirler. Dinleri de bir dir”. buyurdular.

TEVRAT VE İNCİL’DE MUHAMMED ALEYHİSSELÂM’IN VASIFLARI

Büyük bir yahûdi âlimi iken Müslüman olan Abdullah bin Selâm (r.a.) ile, Habeşistan’a hicret eden ilk Müslümanlara büyük yardımı dokunan âlim ve devlet başkanı Necaşî’den günümüze ulaşan bilgileri Es-Saf Sûre-i Celîlesinin 6.Âyet-i Kerîmesinin tefsirinde Hasan Basri Çantay Merhum şû Hadis-i Şerifi naklederek kaydeder.

Ebû Dâvud’un Ebû Mûsâ radıyAllahü anh’dan tahrîc ettiği bir hadis-i şerifte, Rasûlüllah sallAllahü aleyhi vesellem’in, ashâbına Habeşistan hükümdarı Necâşi’nin nezdine gitmelerini emretmiş olduğu ve bunda Necâşî’nin “Görür gibi bilirim ki, Muhammed (sallAllahü aleyhi ve sellem) Allah’ın Peygamberidir. O, hiç şüphesiz (Îsâ) aleyhisselâm’ın müjdelediği insandır. Eğer hükümdarlıkta bulunmak yüzünden halkın işini yüklenmemiş olsaydım muhakkak ki O’na gider, O’nun ayakkabılarını taşırdım” dediğini beyan buyurduğu zikredilmiştir.

Abdullah bin Selâm (radıyaAllahü anh), “Tevrat’da Muhammed sallAllahü aleyhi ve sellem’in sıfatı yazılıdır. Meryem oğlu Îsâ (aleyhisselâm) da O’nun yanına defnedilecektir” der.

Ebû Davûd, Tirmizî’ de filhakîka Ravza-i Mütahhare’de bir kişilik kabir yeri kalmış olduğunu rivâyet ederler.

YAHÛDİ VE HIRISTİYANLARIN ALLAH’A VERDİKLERİ VE FAKAT TUTMADIKLARI SÖZLERİ

Allah-ü Teâlâ; Yahûdî ve Hırıstiyanların kendi kitaplarında vasıfları anlatılan Peygamber geldiği zaman o’na iman edecekleri, dînine gireceklerine dair Peygamberleri vasıtasıyla Allah’a söz verdiklerini fakat, bekledikleri o büyük Peygamber açık mu’cizelerele gelince sözlerinden dönerek inkara kalkıştıklarını Beyyine Sûre-i Celîlesindesinde açık açık haber vermektedir.

Allah-ü Teâlâ buyuruyor ki; Kitap ehlinden (Yahûdî ve Hıristiyanlardan) ve müşriklerden (putlara tapanlardan) küfredenler (Muhammed aleyhisselâmı yalanlayanlar), kendilerine hakkı apaçık beyân eden bir huccet ( Ahmed- Muhammed aleyhisselâm ve O ‘na bir mu’cize olarak verilmiş bulunan Kur’ân-i Kerim), içinde (kitapların) en doğru (hükümleri) yazılı tertemiz sahifeleri (sayfalarına temiz olanlardan başkasının dokunamıyacağı Kur’ân-i Kerim’i) okuyacak, (İncil’de ve Tevrat’ta vasıfları yazılı) olan Peygamber gelinceye kadar, (gûyâ bekleyeceklerdi) üzerinde bulundukları dinlerinden, yâhut kendilerine bir Peygamber geldiği zaman o’na tâbî olacakları hakkındaki va’dlerinden (Allah’a ve Peygamberine verdikleri sözlerinden) ayrılacak değillerdi.

Böyle iken kitap verilmiş olan bunlar, ayrılmadı (lar, ayrılmadılar) da, ancak kendilerine o apâşikâr huccet ( O Peygamber-i Zîşan ve O ‘na bir mu’cize olarak verilmiş bulunan Kur’ân-i Kerim) geldikten sonra (O Peygamber’e îmandan) ayrıldılar. Ya’nî O gelince toptan îman edeceklerini söyledikleri halde bil’akis geldiği zaman bir çoğu hasetlerinden dolayı O’na küfrettiler, (Peygamberliğini inkar edip, yalanladılar) îmana yanaşmadılar.

Halbki onlar (kitapları olan Tevrat ve İncil’de) Allah’a, O’nun Dîninde ihlas ve (samîmiyyet) erbâbı müvahhidletler (İbrâhîm aleyhisselâm’ın Dîni üzere bütün Peygamberlere îman edici, bâtıl dinlerden uzak durucular) olarak, ibâdet etmelerinden, namazı dosdoğru kılmalarından, zekâtı vermelerinden başkasıyla emrolunmamışlardı. İşte gerçek Din, en doğru Din de bu idi.

Kitap ehlinden olsun, müşriklerden (Allah-ü Teâlaya her hangi bir sûretle eş koşanlar ile, putlara tapanlardan) olsun (bütün o ) küfredenler muhakkak cehnnem ateşindedirler, onun içinde ebedî kalıcıdırlar. Yaratılmışların en ötüsü de onların tâ kendisidir. (Beyyine Sûresi:1-6)

MUHAMMED ALEYHİSSELÂMA İNANMAYANLAR CENNETE GİREMİYECEKLERDİR

Kitap ehlinden olsun, müşriklerden (Allah-ü Teâlaya her hangi bir sûretle eş, ortak koşanlar ile, putlara tapanlardan) olsun (bütün o ) küfredenler (Muhammed aleyhisselâma inanmayanlar ), muhakkak cehnnem ateşindedirler, onun içinde ebedî kalıcıdırlar. Yaratılmışların en ötüsü de onların tâ kendisidir. (Beyyine Sûresi: 6)

Müslim’in kaydettiği bir Hadis-i Şerifte Rasûlüllah (s.a.v.): “Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer bu ümmetten bir Yahûdî ve Hıristiyan beni (Muhammed aleyhisselâm’ın geldiğini) işitir de, sonra benimle gönderilen (kitaba, Kur’ân’a ve İslâm Dînin)’e iman etmeden ölürse mutlaka cehennemliklerden olur.” buyurmuşlardır.

Cennete girmek için, “Lâ İlâhe illAllah” demek yeterlidir. (Allah bir dir, Allah’tan başka İlah yoktur” diyen herkes cennete gidecektir! diyenlere ithâf olunur.

ÎSA (A.S.) HİÇ BİR ZAMAN, HİÇ BİR YERDE BEN İLAHIM VEYA ALLAH’IN OĞLUYUM DEMEMİŞTİR

Öncelikle, bir gerçeğin altını kalın çizgilerle çizerek ifade etmeliyiz ki, Îsâ (a.s.) kendisinin Allah’ın Peygamberi ve kulu olduğunu açık açık ilan etmiş, hiç bir zaman, hiç bir yerde (hâşâ) ne Îlah olduğunu söylemiş, ne de Allah’ın oğlu olduğunu söylemiştir.

Her zaman, her yerde Allah’ın Peygamberi olduğunu îlan etmiş, Allah’ın kulu ve Dinini yaymak için uğraşan bir hizmetkârı olduğunu söylemiştir.

Bu husûsun delîli olan Âyet-i Kerime de Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

Ey ehl-i kitap! Dininizde taşkınlık yapmayın. Allah’a karşı hakdan başkasını söylemeyin. Sadece hakkı söyleyin. Muhakkak Mesih- Meryem oğlu Îsâ sadece Allah’ın Peygamberi, Meryem’ e bıraktığı bir kelimesi ve Allah’dan bir ruhdur.

Artık Allah’a ve Peygamberlerine îman edin de “Allah üçtür” demeyin. Sizin için hayırlı olmak üzere (bu iddiadan) vaz geçin. Allah ancak bir tek İlah’dır, çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerlerde ne varsa hepsi O’nundur. Vekil olarak da Allah yeter.

Mesih, (İsâ a.s.) hiç bir zaman Allah’ın kulu olmaktan çekinmez.Allah’a yakın melekler de çekinmezler.

Kim Allah’a kulluktan çekinir de büyüklenirse bilsin ki O, (yarın âhirette )’ hepsini huzurunda toplayacaktır.

(En-Nisa: 171,172)

 

ALLAH-Ü TEÂLÂ HESAP GÜNÜNDE ÎSÂ (A.S.)’I ÜMMETLERİNİN ÖNÜNDE HESABA ÇEKCEK

Yüce Allah (c.c.) her şeyi hakkıyla bildiği halde, Mahşer günü, hesaplar görülürken Îsâ alyhisselâmı ümmetlerinin önünde hesaba çekecek, “Ey Îsâ, sen bu insanlara beni ve annemi iki ilah edinin, bize ibadet edin dedin mi? diye soracak.

Îsâ aleyhisselâm, “Elbette böyle birşey söylemediğini, söylemeye hakkı va haddi olmadığını, onlara yalnız bir olan Allah’a ibadet ve kulluk etmelerini söylediğini” söyleycek.

Allah’ım! Bunlar benden sonra bu yanlışlığa düşmüşler, ben bilmiyorum, bunların düştükleri bu yanlışın sorumlusu ben değilim” diyerek Yüce Huzurda mahcûbiyetini ifade edecek.

Bu husûsun delîli olan Âyet-i Kerimelerde Allah-ü Teâlâ o gün Îsâ aleyhisselâm’a neler soracağını ve alacağı cevapları şöyle haber vermektedir.

“Allah, Ey Meryem oğlu Îsâ! İnsanlara Allah’ı bırakıp ta beni ve annemi iki ilah edininiz diyen sen misin? dediği zaman O, şöyle söyledi. (söyleyecek). Seni tenzih ederim (Yâ Rab)! Hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer onu söyledimse, Sen muhakkak onu bilirsin. Sen benim içimde olanı bilirsin. Ama ben, Senin Zâtında olanı bilemem!.

Hiç şüphe yok ki Sen, gaybları hakkıyla bilensin Sen! Ben onlara, bana neyi mrettinse ancak onu söyledim. Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin, dedim.

Ve aralarında bulunduğum müddetce, üzerlerinde gözcüydüm. Ne zaman ki beni aralarından aldın, üzerlerinde gözcü yalnız Sen kaldın. Zaten Sen her şeye şâhidsin!

Eğer onlara azab edersen, şüphesiz ki, onlar Senin kullarındır.

Kendilerini bağışlarsan şüphesz ki, güçlü ve hikmet sâhibi ancak Sensin Sen! (diye cevap verecek).

Bu sual ve cevaplardan sonra, Allah-ü Teâlâ buyuracak ki; Bugün, doğru söyleyenlerin doğrulukları kendilerine fayda vereceği bir gündür.

Doğrulara, altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş; onlar da Allah’dan razı olmuşlardır. İşte bu en büyük kurtuluş ve saâdettir.

Göklerin, yerin ve içlerinde ne varsa (hepsinin) mülk-ü tasarrufu Allah’ındır. O her şeye hakkıyla kâdirdir. (El-Mâide: 116-120)

ÎSÂ (A.S. DAHA BEŞİKTEYKEN KONUŞARAK ALLAHIN KULU VE PEYGAMBERİ OLDUĞUNU AÇIKCA İLAN ETMİŞTİR

Bu hususun delîli olan Âyet-i Kerimede Allah-ü Teâla şöyle buyurur:

Îsâ’nın annesi Meryem çocuğa işaret etti. Oradakiler, biz beşikteki çocukla nasıl konuşuruz? dediler.

Çocuk (Îsâ a.s.) konuştu: Ben, gerçekten Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni Peygambe yaptı. Beni her nerede olursam mübârek (hayırlı) kıldı ve yaşadığım müddetce bana namazı, zekâtı emretti.

Beni anneme hürmetkâr yaptı, azgın bir zorba yapmadı. Hem doğduğum gün, hem öleceğim gün, hem de diri olarak (mezardan) kaldırılacağım gün, selâm bana! dedi. İşte hakkında şek emekte oldukları Merym oğlu Îsâ, Hak sözünce budur.

Allah’ın çocuk edinmesi olacak şey değildir. O’ bundan münezzehtir (hiç bir şeye muhtaç olmayan) dır.

Allah bir şeyi dileyince, ona sadece “Ol” der; o da derhal oluverir”. (Meryem: 29-35)

İSA (A.S.) CUMA GÜNÜ ÇARMIHA GERİLDİ PAZAR GÜNÜ TEKRAR DİRİLDİ İDDASI TAMAMEN ASILSIZDIR

Hıristiyanlar, İsâ (a.s.)’ın Cuma günü çarmıha gerilerk öldürülüğünü, Pazar günü ise tekrar dirildiğini iddia ederler. Ancak bu iddia tamamen asılsız bir iddiadır.

Bu konudaki gerçeği Allah-ü Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de Nisâ Sûresinde şöyle haber vermektedir.

”Biz, Allah’ın Peygamberi Mesih’i, Meryem oğlu Îsâ’yı öldürdük! demeleri sebebiyle (onlara azap ettik), halbuki onlar Îsâ’yı ne öldürdüler, ne de astılar; lâkin kendilerine bir benzetme yapıldı (içlerinden biri Îsâ şekline sokuldu ve onu öldürdüler).

Gerçekten o’nun hakkında ihtilaf edenler (bundan dolayı) kesin bir şüphe içindedirler. Ve onların buna dair bir bilgileri yoktur. Sadece zan (asılsız, hakkında doğru bilgiye sâhip olunmayan, şüpheli düşünce ve tahmin) peşindedirler, o’nu kesinlikle öldürmemişlerdir.

Doğrusu Allah o’nu kendi katına kaldırdı. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir. (En-Nisâ: 158,)

(Yahûdiler, Îsâ’yı öldürmek için ) hile yaptılar. Allah da hilelerine karşılık yaptı. (Öldürmek isteyen kişiyi Îsâ’ya benzetti de onu öldürdüler. Allah (c.c.) hazreti Îsâ’yı göklere kaldırdı). Allah hilekârlara cezasını verenlerin en hayırlısıdır.

Hani Allah, Yâ Îsâ! Ben seni kabzedip Bana (katıma) yükselteceğim; seni küfredenlerdn temizleyeceğim. Ve sana bağlı olanları kıyâmet gününe kadar küfredenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz de yalnız Banadır. İhtilaf ettiğiniz şeyler hakkında o vakit aranızda hükmü Ben vereceğim.” demişti. ( Âl-i İmran:54-55)

 

EHLİ KİTAP OLAN HERKES ÖLMEDEN EVVEL

ÎSÂ (A.S.)’A İMAN EDECEKLER

Ehl-i kitaptan (Yahûdî ve Hıristiyanlardan) hiç bir kimse yoktur ki, ölümünden önce mutlaka Îsâ (a.s.)’a iman edecek olmasın.

Ancak, bu imanın o kimselere faydası olmayacaktır. Çünki böyle bir iman ye’s hâlindedir ve makbul değildir.

Ölüm vakti geldiğinde iman etmenin Allah katında makbul olmadığının delîli:

Allah-ü Teâlâ Mûsa aleyhisselâmı ve îman eden kavmini denizden sâlimen karaya geçirip onları Fir’avn’ın zulüm ve şerrinden kurtardığı zaman, Firâvn onları yakalayıp zulmetmek ve saldırmak için arkalarından denize daldığında, Musâ aleyhisselâma yol olan deniz önden ve rakadan kabarmaya başlayıp nihâyet boğulmak üzereyken, Fir’avn aynen şöyle demişti:

“İnandım ki, İsrâil oğullarının îman ettiği Allah’dan başka İlâh yokmuş. Ben de iman ettim, ben de Müslümanlardanım!”,

Allah-ü Teâlâ: “Yâ! şimdi mi aklın başına gldi?. Halbuki daha önce sen çok isyân etmiş ve müfsitlerden olmuştun” (Yûnus: 90-91) buyurmuştu.

Fir’avn’ın imanının kabul edilmediği gibi, Ehl-i kitabın (Yahûdî ve Hıristiyanların) da, ölümü görünce Îsâ (a.s.)’a imanları da kabul olunmayacaktır).

Kıyâmet gününde de, Îsâ (a.s.) onların aleyhine şâhid olacaktır. (En-Nisa: 159)

Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Îsa’nın Doğumu  
 
İsim
Email