Muharrem Ayı, Hicrî Yılbaşı ve Aşure
Image"Iman edip hicret eden ve Allah yolunda cihâd edenler ile (Mekke’den Medine’ye hicret edenleri) barındırıp (onlara) yardım eden (ensâr, Medine’li Müslümanlar) var ya; işte onlar hakîkî mü’minlerdir." (Enfal 74)

İnşâAllah, 15 Kasım 2012 Perşembe günü idrak edeceğimiz Muharrem ayı, (1 Muharrem 1434) hicrî senenin ilk ayı ve Kur’ân-ı Kerimde Eşhür-u Hurum (hürmetli aylar) diye zikredilen, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Hadis-i Şeriflerinde;
“Haram aylardan (Muharrem, Zilkâde, Zihicce, Receb’ten) üç gün, Perşembe, Cuma, Cumartesi oruç tutana, Allah-ü Teâla dokuz yüz senelik (nâfile) oruç sevabı yazar” buyurduğu dört mübârek aydan biri ve İslâm takviminin tarih başlangıcı ve birinci ayıdır.

HİCRETİN İSLÂMÎ TAKVİM BAŞLANGICI OLARAK KABUL EDİLİŞİ
İslâm tarihinde ve Müslümanların hayâtında maddî-mânevî büyük te’sirleri bulunan Muharrem ayı ve Hicret, Hazreti Ömer (r.a.)’ın hilâfeti (Hazreti Peygamber’in vekîli olarak Müslümanların Dînî ve dünyevî işlerini idare edip, hukûkunu koruma vazifesi) zamanında kurulan bir şûrâ (Müslümanların işlerini idare eden yetkili tarafından hazırlanan kânun tasarıları üzerine düşüncesini bildirmek gibi vazifeleri olan seçilmiş kişiler) tarafından Islâmî takvim başlangıcı olarak kabul ve ilan edilmiştir.

Hazreti Ömer (r.a.) devrine kadar Arap yarımadasında, doğru dürüst bir takvim mevcut değildi. Geçen seneler ise o yıl içinde meydana gelen önemli hadisenin adı ile anılıyordu.

Hicretin 21. senesinde, (miladî 643) Halife-i Müslimîn Hazreti Ömer’e (r.a.) getirilen bir borç senedi üzerindeki ihtilaf, (anlaşmazlık) esaslı bir tarih başlangıcı ve takvim kabûlünin şart olduğunu ortaya çıkardı.

Halife’ye getirilen bu ihtilaflı senette, borcun Şaban ayında ödeneceği yazılıydı. Ancak bu ay, alacaklının iddiasına göre, bu yılın; borçluya göre ise, gelecek yılın Şaban ayı olarak gösteriliyordu.

Ayrıca hudutları çok genişlemiş bulunan İslâm memleketlerindeki vâlilerden Hilâfet makâmına gelen yazılarda da, bu gibi tereddüde sevkedici (şüphe ve kararsızlığa sebep olucu) zaman mefhumları ortaya çıkıyordu.

İleri görüşlü büyük halife Hazreti Ömer (r.a.), ileride bu işin daha çok karışıklıklara sebebiyet vereceğini, daha çok mahzurlar çıkaracağını düşünerek, istişâre (eshâbın büyükleri ve âlimlerinden oluşan danışma) meclisini topladı.

Meseleyi izah ederek bir tarih ve takvim başlangıcı tesbit edilmesini istedi.

O tarihte dünyada kullanılmakta olan muhtelif millet ve inançlara mahsus takvimlerden birisinin kullanılmasına dair tekliflerde bulunanlar oldu, ancak bu tekliflerin hiç biri “İslâmî (Kur’ân’da ve Rasûlüllah’ın uygulamalarında örneği) olmadığı için” kabul görmedi.

Daha sonra, Rasûlüllah’ın (s.a.v.) ifadeleri ile “İlim şehrinin kapısı ” makâmının sâhibi ve eshâbın en âlimi bulunan Hazreti Ali kerremAllahü vecheh: “Rasûlüllah’ın (s.a.v.) Mekke’den Medine’ye yaptığı tarihî hicretinin, takvim yılı başlangıcı olmasını” teklif etti. Bu teklif, heyette bulunanlar tarafından ittifakla kabul edildi. Ancak küçük bir değişiklik yapılarak mer’iyete (yürürlüğe) konuldu. Şöyle ki; Rasûlüllah’ın (s.a.v.) hicreti, 12 Rebîülevvel, miladî 622 senesinde vukû bulmuştu. Araplar arasında ise, sene başı, Muharrem ayının biri olarak kabul edilegelirdi.

Bu hususta kolayca intibâkı (uyumu) sağlamak için, yeni kabul edilen hicret takvimi yılının başı, o senenin Muharrem ayının biri olarak kabul edildi.

Böylece, 1 Muharrem miladî 622 senesi, Hicrî birinci senenin başlangıcı oldu. İslâm âlemi de kendi takvimine kavuşmuş oldu.

HİCRET VE İFADE ETTİĞİ MÂNÂLAR
Hicret kelimesi, bir memleketten başka bir memlekete göç etmek demektir.

Âhir zaman Peygamberi Muhammed aleyhisselâm’ın doğup büyüdüğü, nübüvvet ve risâlet (Peygamberlik) vazifesi ile görevlendirildiği Mekke-i Mükerreme’den Medîne-i Münevvere’ye göç etmesine alem (özel isim) olmuş bir kelimedir.

Bir yerden başka bir yere göç etmek manâsına gelen Hicret, kötü şartlardan kaçış değil; Islâm’ın hükümlerini yaşatacak ve yaşayacak yeni şartların ve mekanların aranışıdır.

Hicret, Islâm tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bir başka mânası ile Hicret, Islâm’ın sabırdan harekete geçişi demektir ve Islâm tarihinin en mühim hâdiselerinden biri, belki de en büyüğüdür.

Çünki, Peygamber (s.a.v.)’in Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye hicretiyle İslâm tarihinde yepyeni bir dönem başlamış, Mekke'li müşriklerin baskı, eziyet ve işkencelerine ma’ruz kalan Müslümanlar, Hicret sayesinde güvenli bir ortama ulaşmışlar, güçlenmişler ve Allah’ın son Peygamberi Muhammed aleyhisselâm’ın önderliğinde kendi varlıklarını bütün dünya’ya ilân ve kabul ettirmişlerdir.

Yüce Allah (c.c.); îmanları uğruna yurtlarını terk eden Mekke’li muhâcir müminleri ve onlara yardım eden Medine’li Ensâr’ı Kur’ân-i Kerim’de Enfal Sûresinin 74’üncü âyet-i kerimesinde; “Iman edip hicret eden ve Allah yolunda cihâd edenler ile (Mekke’den Medine’ye hicret edenleri) barındırıp (onlara) yardım eden (ensâr, Medine’li Müslümanlar) var ya; işte onlar hakîkî mü’minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.” buyurarak övmektedir.

Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) göre hicretin mânâsı:
Rasûlüllah (s.a.v.) buyurmuşlardır ki; “Hakiki (gerçek) hicret kötülükleri terk etmektir. Hakiki muhâcir, Allah'ın yasakladığı şeylerden kaçan, onları terk eden kimsedir.” (Ibni Mâce, Fitne, Buharî, Iman 4)

Ne mutlu, Allah’ın yasakladığı şeylerden kaçınıp nefsinin kötü isteklerini firenleyerek her an hicret hâlinde bulunan ve muhâcir sevâbına nâil olabilenlere.

MUHARREM AYI VE HİCRÎ YILBAŞI MÜNASEBETİYLE YAPILMASI ÖNEMLE TAVSİYE EDİLEN NÂFİLE İBADETLER
İslmâmî takvimin başlangıcı ve Hicrî yılbaşı dolayısıyla Zilhicce’nin son gecesi, (14 Kasım 2012 Çarşamba) akşam ile yatsı arası, 10 rek’at namaz kılınması önemle tavsiye edilmiştir.

ZİLHİCCE’NİN SON GECESİNDE KILINMASI TAVSİYE EDİLEN NAMAZ
Yâ Rabbî, geçen seneyi benden râzı olarak ayır. Sâdır olan isyânımı (sene içerisinde işlediğim günahları) engin rahmetinle hasenâta (sevâba) tebdîl eyle. Beni hidâyet-i İlâhiyene ve rızâ-yı İlâhîne mazhar eyle.” Diye niyet edilir ve namaza başlanır.

İki rek’atte bir selâm verilir.
Her rek’atte; 7 Fâtiha-i Şerîfe, 7 Âyetü’l-Kürsî, 7 İhlâs-ı Şerîf okunur.

Namazdan sonra, mümkünse en az 11 kere Kelime-i Tevhîd: “Lâ İlâhe illAllâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve yümît, ve hüve hayyün lâ yemût, biyedihi’l-hayr, ve hüve alâ külli şey’in kadîr.”

11 kere istiğfâr-ı şerif: “Estağfirullâh-el azîm ve etûbü ileyk”,

11 kere salevât-ı şerîfe: “Allahümme salli alâ seyyidine Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed” okunur ve duâ edilir.

Zilhicce’nin son günü, aynı zamanda senenin son günüdür. Bu günde mümkünse oruçlu bulunmak, gecesinde de Allah rızası için bir Tesbih Namazı kılmak, sonra duâlar, tevbe istiğfarlar edilerek Yüce Allah’a yalvarmak çok büyük bir sevap ve fazilettir.

Binâeanaleyh; Allah’a ve âhiret gününe inanan Müslümanlar olarak Hicrî yılbaşı münasebetiyle, hepimiz ciddî bir nefs muhasebesi yapmalı, ömür takvimimizden bir yaprağın daha koparılarak, mukadder son’a bir adım daha yaklaştığımız gerçeğine inanmalı; çoluk çocuk bütün aile fertlerimizle birlikte Cenâb-ı Hakk’a duâ etmeliyiz.

Allah dostu büyük âlimler, takvâ makâmına ulaşarak Allah’a yakın olmak isteyen mü’minlere yardımcı olmak maksadı ile, böyle mübarek gün ve gecelerde yapılması gereken nâfile ibadetleri ta’rif ve tavsiye ederlerken, duâ örnekleri ile de Yüce Allah’a nasıl duâ edilip, istekte bulunulacağını göstermişlerdir.

Bu cümleden olarak, Hicrî yılbaşılarını en güzel şekilde karşılamak, Yüce Allah’ın rızasını kazanmak için takvâ makâmına ulaşmak isteyen Mü’minlere şu şekilde duâ etmelerini tavsiye etmişlerdir.

“Yâ Rabbî! Geçen seneyi bizden râzı olarak ayır, hasbelbeşer (insan olmamız hesebiyle şaşarak) işlediğimiz günahlarımızı bağışla.

Bizden sâdır olan ısyânları (sana karşı yapmamamız gerektiği halde bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz günahları bağışlayarak onları sevâba) hasenâta tebdil eyle.

Yeni yılda ; beni, çoluk çocuğumu ve Din kardeşlerimi sıhhat, âfiyet üzere hidâyeti Ilâhiyende dâim kıl ve Rızâ-i Ilâhiyene mazhar eyle Allahım!”.

MUHARREM AYINDA ORUÇ
Muharrem ayının birinden onuna kadar 10 gün oruç tutmak fazîletli ibâdetlerdendir.

Bu on günlük orucu tutamayanlar, mümkünse 8, 9 ve 10. günlerde oruç tutmalıdırlar.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) Muharrem ayının 9. günü seferde bulunduğundan yalnız 10. günü “aşûre günü” oruç tutmuşlar ve “İnşâAllah! sağ olursak gelecek sene 9. günü de tutarız.” buyurmuşlardır.

Bu ayın ilk Perşembe, Cuma, Cumartesi günlerinde peş peşe oruç tutulursa, 900 senelik nâfile oruç sevâbı verileceği hadis-i şeriflerle müjdelenmiştir.

MUHARREM AYININ İLK GÜNÜNDE 1000 KERE İHLÂS-I ŞERİF OKUMAK
Muharrem ayının birinci gününde, her birinde besmele çekerek bir İhlâs-ı Şerif hatmi yapanları,1000 kere İhlâs-ı Şerîf okuyanları (sevâbı 333 Kur’ân-i Kerim hatmine bedel) merhamet edicilerin en merhametlisi, bağışlayıcıların ve bağışlamayı sevenlerin en büyüğü olan Yüce Allah (c.c.) lutfuyla, keremiyle bu âlemden kul borcu ile huzûruna getirmeyecektir. İnananlara, bu fırsattan gaflet etmemeleri önemle hatırlatılır.

MUHARREM AYINDA TESBİH NAMAZI
Muharrem ayı’nın ilk gecesi (15 Kasım 2012 Perşembe) Allâhü Teâlâ’nın rızâsı için; şu şekilde niyet edilerek bir Tesbîh Namazı kılınması da önemle tavsiye edilmiştir.

“Yâ Rabbi!, bu yeni senede beni mağfiret-i İlâhiyene, rızâ-yı İlâhîne ve hidâyet-i İlâhîne mazhar eyle. Yeni sene ile beraber açılan amel defterimi rızâ-yı İlâhîne muvâfık ameller ile doldurmayı bana nasip eyle. Beni gadab-ı İlâhîne dûçâr edecek amellerden muhâfaza buyur.”
Tesbih namazında:
1. rek’atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 1 Âyetü’l-Kürsî,
2. rek’atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 1 Âmene’r-Rasûlü… (Sûre-i Âl-i İmrân’ın ilk 2 âyeti de ilâve edilerek)
3. rek’atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 1 Hüvellâhüllezî…
4. rek’atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 1 İhlâs-ı Şerîf.

Namazdan sonra yedi kere istiğfâr getirilir, yedi kere salevât-ı şerîfe okunur ve arkasından duâ edilir.

ANA- BABA HAKLARINDAN KURTULMAK İÇİN KILINMASI TAVSİYE EDİLEN NAMAZ
Hicrî senenin ilk ayının (Muharrem-i Şerif’in) ilk Çarşamba’sını Perşembeye (bu sene 2012, 14 Kasım’ı 15 Kasım’a) bağlayan gece, akşam ile yatsı arasında, sevâbı anne ve babanın ruhlarına hediye edilmek üzere Allah rızâsı için 2 rek'at namaz kılınır.
Her rek'atte:
7 Fâtiha-i şerîfe,
7 Âyetü'l-Kürsî,
5 İhlâs-ı şerîf,
5 "Kul eûzu birabbil-felak...",
5 "Kul eûzu birabbin-nâs...",
okunur, sonra duâ edilir.

Bu namazı kılmak, ana- babası ile helâlleşme imkan ve fırsatı bulamayan evladların ana-baba hakkından kurtulmaları, herhangi bir sebeple evladlarına kırgın olarak vafât eden ana ve babaların da evladlarından razı olup onları bağışlamaları için son derece önemli bir imkan ve fırsattır.

İnşâAllah bu sûretle, Allah’ın engine rahmet ve mağfireti sayesinde evladların ana- baba haklarından kurtulacağı, ana-babaların da razı olacağı umulur.

HUSAMÂ NAMAZI
İslâm’da, Müslümanlar arasında, hele hele akrabalar arasında olmaması gerektiği halde, maalesef bir birine kırgın ve dargın olanların varlığı acı bir gerçektir.

Birbirleri ile barışıp helâlleşmeden ölüp, kıyâmet günü hak iddiâ edecek olanlara karşı bu namazla mukâbele edilir.

Hicrî senenin ilk ayının (Muharrem-i Şerif’in) ilk Perşembe’sini Cuma’ya (bu sene 2012, 15 Kasım’ı 16 Kasım’a) bağlayan gece, akşam ile yatsı arasında veya yatsıdan sonra, sevâbı dargın ve kırgın olduğu kişinin ruhuna hediye edilmek üzere Allah rızâsı için 4 rek'at bir Husamâ (düşmanlılkları bertaraf etme) Namazı kılınır.

Husamâ Namazı; aynen öğle namazının sünneti gibi, dört kek’atte bir selâm verilerek kılınır.

1'inci rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 11 İhlâs-ı şerîf,
2'nci rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 10 İhlâs-ı şerîf, 3 "Kul yâ eyyühel-kâfirûn...",
3'üncü rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 10 İhlâs-ı şerîf, 1 "El-hâkümüt-tekâsür...",
4'üncü rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 15 İhlâs-ı şerîf, 1 Ayetü'l-Kürsî okunur, sonra duâ edilir.
Muharrem-i Şerif’in ilk Cuma gecesi kılınması tavsiye edilen bu namazı ihmal etmemeli,
Ayrıca; sene içerisindeki mübârek kandil geceleri, iki bayram gecesi, Cuma gece ve gündüzleri gibi mübârek vakitlerde sık sık kılınması önemle tavsiye edilmektedir.
NOT: Bu yazıda kılınması tavsiye edilen namazlar, yapılması tavsiye edilen nâfile ibadetler, adı üstünde “nâfile” farz ve vâciplerin dışında kulu Allah’a yaklaştıran ibadetler olup yerine getirilmesi Dînî bir mecbûriyet olmamakla beraber, takvâ makâmına ulaşarak manevî mertebelere nail olmak isteyen mü’minlere, yapacakları nâfile ibadetler karşılığında alacakları mükafatın büyüklüğü anlatılmak istenmiştir.

Muharrem-i şerif ayı ve 1434. Hicrî yılın, aziz milletimizin ve yeryüzündeki bütün ehl-i imânın huzur ve saâdetine , insanlık âleminin hidâyet ve sulh-u salâhına vesile olması niyâzı ile…

MUHARREM AYI VE AŞÛRE GÜNÜ
Islâm tarihinde, hatta insanlık tarihi boyunca önemli bir yeri ve hicrî takvimin ilk ayı olan Muharrem ayı çok faziletli bir ay olup, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.): “Ramazan orucundan sonra oruçların en faziletlisi Muharrem ayında tutulan oruçtur”. hadis-i şerifi ile önem ve fazileti beyan beyan buyurmuştur.

Muharrem ayı’nın onuncu günü demek olan Aşûre günü de Allah-ü Teâla’nın o günde itaat ve ibadet edenlere çok büyük sevaplar ihsan edeceği pek büyük ve faziletli bir gündür.

Aşûre gününü, bir öncesi ve sonrası ile oruçlu geçirmek sünnettir. (Tirmizî, Savm, 50. III, 128.) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Peygamber olarak gönderilmeden önceki dönemlerde aşûre günlerinde oruç tutmuşlar, Mekkeliler ve dünyanın başka yerlerinde bulunan insanlar da “aşûre”günü oruç tutarlarmış.

Be meselenin delili: Kütüb-ü Sitte’den Buharî, Müslim ve Tirmizî’nin Mü’minlerin annesi Aişe-i Sıddîka (r.a.) tarîkıyle kaydettikleri;
“Rasûlüllah (s.a.v.) ve Mekke halkı, Rasûlüllah’a (s.a.v.) Peygamberlik vazifesi verilmeden önce de “aşûre” günü oruç tutuyorlardı. Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.), Medîne-i Münevvere’ye geldiklerinde de bu orucu tutmaya devâm etti ve eshabının da tutmasını istedi”. hadis-i şerifidir.
(Buhârî, Savm, 69. II, 251. Müslim, Sıyâm, 128. Tirmizî, Savm, 49. III, 117)

MUHARREM AYININ İLK ON GÜNÜ, ÖZELLİKLE ONUNCU “AŞÛRE” GÜNÜ ALLAHIN YEMİN ETTİĞİ GÜNLERDENDİR
İslâmî takvim ve sene başlangıcı olan Muharrem ayının ilk on günü ve gecesi ile birlikte iki ayrı on gece hakkında daha Cenâb-ı Hakk Kur’ân-ı Kerim’de Fecr Sûresinin ilk âyeti kerîmelerinde “Leyâl-i aşere” ifadesini kullanarak; “Sabaha yemin ederim. Ve (Muharrem ayından ilk on geceye, Ramazan ayından son on geceye ve Zilhicce ayından ilk ) on geceye, Çifte ve teke, (her şeyi karanlığı ile örtüğü an) geceye de yemin ederim. Akıl sahibleri için bunlarda elbette bir yemin (değeri) var, değil mi?” buyurmaktadır.

Eşi, ortağı ve yardımcısı bulunmayan her şey’i ile “Ehad” tek - bir olan Cenâb-ı Hakk; bu âyet-i kerimelerle, kudreti ile yarattığı ve bir nizam içinde idare ettiği her günün fecrine yani sabah vaktine, insanlık tarihi boyunca pek büyük hâdiselere sahne olmuş Muharrem ayının ilk on gün ve gecesine, özellikle “âşûre” günü denilen onuncu gününe, mukaddes Hac günleri olan Zilhiccenin ilk on gün ve gecesine, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesini gizlediği Ramazan-ı Şerifin son on gün ve gecesine, müsbet ve menfi kutup diye bilinen çiftlerden oluşan varlık âlemine, her şeyi örtüp yok gibi kılan gece karanlığına ve karanlığı gideren sabah aydınlığına yemin ediyor, sonra da bunlarda anlayanlar için, yemine değer sır ve hikmetler olduğunu beyan buyuruyor.

AŞÛRE GÜNÜ MEYDANA GELEN VE GELECEK OLAN HÂDİSELERDEN BAZILARI
Muharrem ayının onuncu yani "aşûre günü" Allah'ın rahmetinin coştuğu, her ânı mağfiret olan mübârek bir gündür.

Büyük âlim ve fakîh Ebulleys Semerkandî hazretlerinin tesbit be beyanına göre; Aşûre günü meydana gelmiş ve o günde meydana gelecek hâdiselerden bazıları şunlardır. 1- Yüce Allah (c.c.) “Seb-a semâvât ve arazîn”i (yedi kat gökleri ve yerleri) aşûre günü yaratmıştır.
2- Adem aleyisselâm Cennet’den yeryüzüne indirildikten sonra tevbesi aşûre günü kabul edilmiştir.
3- Hazreti Nûh'un (a.s.) gemisi Cûdî dağına oturtulup Allah’ın Peygamberi ve iman edenler selâmete aşûre günü çıkarılmıştır.
4- Hazreti Ibrahim'in (a.s.) dünyaya gelmesi ve nemrud’un ateşinden Yüce Allah tarafından kurtarılmasılması, keza, oğlu Hazreti Ismail’in (a.s) dünyaya gelmesi o gün olmuştur.
5- Hazreti Musa (a.s.)’nın fir’avn’ın şerrinden kurtulması ve fir’avn’ın helâk olması o gün vukû bulmuştur. Musa (a.s.) asası ile denize vurunca deniz yarılmış, mü’minlere yol olmuş, fir’avn ve ordusu denizde boğulmuştur.
6- Hazreti Yunus (a.s.)’un balığın karnında yaptığı duâsı o gün kabul edilmiş ve kurtarılmıştır.
7- Hazreti Yusuf (a.s.) kardeşleri tarafından atıldığı kuyudan o gün çıkarılmıştır.
8- Hazreti Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiş ve oğlu Hazreti Süleyman’a (a.s) o gün salatanat verilmiştir.
9- Hazreti Isa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve yine o gün, düşmanlarının kurduğu pusudan Yüce Allah tarafından kurtarılarak semâya ref edilmiştir.
10 - Hazreti Ya’kûb'un (a.s.) oğlu Hazreti Yusuf'un (a.s.) hasretinden ağlayarak kapanan gözleri o gün açılmıştır.
11- Hazreti Eyûb (a.s.) hastalığından o gün şifâya kavuşturulmuştur.
12- Kâinâtın Efendisi, âhir zaman Peygamberi Muhammed aleyhisselâm’ın sevgili torunu Hazreti Hüseyin (r.a.) o gün şehid edilmiştir.
13- İsrâfil aleyhisselâmın Sûr’a üflemesi ve Kıyâmetin kopması da aşûre günü olacaktır.
AŞÛRE GÜNÜ YAPILMASI TAVSİYE EDİLEN İBADET VE GÜZEL AMELLER
Islâm tarihinde önemli bir yeri ve hicrî takvimin ilk ayı olan Muharrem ayının onuncu gününe "aşûre günü" denilmektedir.

Kelimen doğrusu; Âşûr⒠dır. Ancak Muharrem ayının onuncu günü pişirilen buğday tatlısına alem (işâret) olarak “aşûre”diye kullanılır.

İnşaAllah 24 Kasım 2012 Cumartesi idrak etmiş olacağız.

Büyük İslâm âlimleri tarafından, inanalara aşûre günü yapılması tavsiye edilen ibadet, güzel amel ve âdetleri yedi başlıkta ifade edebiliriz.
1- ORUÇ TUTMAK: Şüphesiz ki, inananlara Aşûre günü yapılması tavsiye edilen ve sâhibine büyük kazançlar sağlayacak amellerin başında oruç tutmak gelir.
“Ramazan ayında tutulan oruştan sonra oruçların en faziletlisi Muharrem ayında tutulan oruçtur”. buyuran Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Aşûre günü orucu hakkında: “Aşûre gününde oruç tutunuz. Yahûdilere muhâlefet ediniz. (Onlara benzememek için) bir gün öncesi ile veya bir gün sonrası ile beraber tutunuz”. buyurmuşlardır.
(el-Câmius-sağîr. F.T. 11-22-12)

2- KUŞLUK VAKTİNDE İKİ REK’AT NAMAZ:
Aşûre gününe mahsus olmak üzere kuşluk vaktinde (bu mümkün olmazsa ogle ile ikindi arasında) Allah rızası için iki rek’at namaz kılınır.
Her rek’atte 1 Fâtiha 50 İhlâs-ı şerif okunur.

Namazdan sonra: 100 kere şu salevât-ı şerîfe okunur: “Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin ve Âdeme ve Nûhın ve İbrâhîme ve Mûsâ ve Îsâ vemâ beynehüm mine’n-nebiyyîne ve'l-mürselîn. Salevâtü'llâhi ve selâmühû aleyhim ecmaîn.”

70 kere istiğfâr-ı şerîf, 70 kere salevât-ı şerîfe, 70 kere; “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyil-azîm” denilir. 10 kere de: “Sübhânallâhi mil’el-mîzân. Ve müntehe’l-ılmi ve mebleğa'r-rızâ ve zinete'l-arş.” tesbîhi okunur. Sonra, evvela günahlarının affı, çoluk- çocuğunun ve ümmet-i Muhammed'in hidâyeti, bağışlanması kurtuluşu için duâ edilir.

3- AŞÛRE GÜNÜ EVE ALIŞ VERİŞ YAPMAK:
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) aşûre gününde âilesine ve yakın çevresine ikramda bulunanın, çoluk cocuğunun nafakasını geniş tutanın gelecek senenin tamamında rızkının artacağını ve bereketleneceğini haber veren bir mübârek hadis-i şeriflerinde; “Her kim Aşûre günü çoluk-çocuğuna cömert davranırsa, Allah-ü Teâla senenin tamamında (ona cömert davranır) rızık genişliği verir”.buyurur.
(el-Mu’cemu’l-evsat. F.T. 11-24-12)

Binâeanalyh, Aşûre günü, eve imkanlar nisbetinde on çeşit kadar erzak alınırsa, biiznillah bir sene boyunca o evde bereket olur.

4- DUÂ EDİP, SADAKA VERMEK:
Rasûlüllah Efendiz (s.a.v.): “Aşûre gününde Allah rızası gözetilerek verilen sadakalar ile samimi olarak yapılan duâ’ların, gelecek belâ ve musibetlere karşı sâhibini muhâfaza edeceğini, bu sebeple sadakaların arttırılmasını ve muhtaçlara yardımda bulunulmasını” tavsiye buyurmuşlardır.

5- MÜSLÜMANLARA SELÂM VERMEK:
Aşûre günü en az on Müslümana birer selâm veya bir Müslümana on defa selâm verilmesi çok büyük fazilettir.

6- GUSÜL ABDESTİ ALMAK
İslâmda abdest, özellşkle de gusül abdesti başlı başına bir ibadet ve mü’minin koruyucu silahıdır.

Aşûre gününe hürmeten gusül abdesti alanlar, özellikle o gün kılınması tavsiye edilen namazı o abdestle kılanlar sağlıklı olurlar, biiznillah o sene içerisinde ufak-tefek hastalık görmezler.

7- AŞÛRE TATLISI YAPMAK:
İmkanı olan Müslümanların Nûh aleyhisselâmın sünnetini yaşatmak maksadı ile aşûre (buğday) tatlısı yaparak komşularına, dostlarına ikram etmesi de güzel âdetlerdendir.

Netice olarak, Allah’ın rahmet ve mağfiretini hak ederek Ilâhî ikrama ulaşabilmek için, bu mübârek günlerde özellikle aşûre gününde Allah’ın kullarına şefkat ve merhametle yaklaşmalı, büyüklere saygı, küçüklere sevgi ve şefkat göstermeliyiz.

Bilhassa, çocuklarımıza Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.), aile fertlerini, ashabını ve Peygamberimizden evvel gelip geçmiş olan Peygamber Efendilerimizin kıssalarını anlatmak suretiyle onları sevmelerini sağlamaya çalışmak ve aşûre gününün önemini hatırlamak çok mühim bir vazifedir.

Unutmayalım ki, Peygamberimiz’i (s.a.v.), âile fertlerini ve ashabını sevmenin en büyük alâmeti onların yolundan gitmek ve onlar gibi Kur’ân ve Sünnete uygun bir hayat yaşayabilmektir.

Âile fertleri ile birlikte Kur’ân ve Sünnete uygun bir hayat yaşayabilenlere ne mutlu.

AŞÛRE TATLISI VE TARİHÇESİ
Aşûre gününde tatlı yapıp dost ve komşulara ikram etmek âdeti, çok eski zamanlara uzanan, insanlığın ikinci babası kabul edilen Nuh aleyhisselâmın bir sünnetinin ihyâsı (yaşatılması) olup müstehap (güzel) bir âdettir.

Bu vesile ile burada Nuh aleyhisselâmın nüvvetinden, insanları Allah’ın Dinine davet gayret ve hizmetlerinden bahsetmek yerinde olacaktır.

Allâhü Teâlâ; Nûh aleyhisselâm’ı 50 yaşında iken, insanları küfür ve isyandan hidâyet ve itâata davet etmek üzere kavmine Peygamber olarak göndermiştir.

Nûh aleyhisselâm, 1000 yıl yaşamış, ömrünün 950 senesi kavmini iman ve hidâyete davet hizmet ve mücâdelesi ile geçmiştir.

Ancak ne var ki, Nûh (a.s.) kavmini hakka davet ettikçe O’nu dinlemedikleri gibi azmışlar ve Allah’ın Rasûlüne çok eziyetler vermişlerdir.

Nûh aleyhisselâm, kavminin eziyetlerine uzun yıllar sabretti, her seferinde “Yâ Rabbi! Beni ve kavmimi affet, zira onlar bilmiyorlar.” diye duâ ederdi. Onlar isyanlarına devâm ettiler, gittikçe de hataları çoğaldı.

Allah’ın Rasûlü Nûh (a.s.) bir nesil gelip geçtikçe sonrakinin hidâyeti için uğraşıyor, fakat her gelen öncekinden daha fenâ azıtıyor, küstahlaşıyor ve Yüce Allah’ın bildirdiğine gore; “Ey Nûh! Sen çok ileri gittin! Eğer doğru söyliyenlerden isen, haydi bizi tehdid edip durduğun azabı getir de görelim” diyorlardı.

Nihâyet Allah-ü Teâla tarafından; kavminden şimdiye kadar iman edenlerden başkasının inanmayacağı, onların yaptıklarından dolayı da üzülmemesi gerektiği kendisine vahyolununca Nûh (a.s.) ellerini açıp semâya kaldırarak mülkün sâhibi olan Yüce Allah’a ilticâ etti: “Ey Rabbim! Onlar bana isyan ettiler de, malı ve çocuğu kendisine hüsrandan (zarar, ziyan ve acıdan) başka bir şey artırmayan kimselere (hîlekâr, yalancı küfür ve isyan önderlerine) uydular” (Nûh: âyet,21-22) diyerek Peygamberliğini kabullenmeyen azgın inkarcılar aleyhinde şikayette bulundu.

Allah-ü Teâla bu husûsu Kur’ân-ı Kerimde şöyle haber vermektedir. “Nûh (a.s.) şöyle dedi: Ey Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden hiç kimse bırakma.

Çünkü Sen onları bırakırsan, kullarını kullarını saptırırlar, doğru yoldan çıkarırlar.

Hem de kâfirden, fâcirden başkasını doğurmazlar. Ey Rabbim! Beni, anamı, babamı, evime mü’min olarak gireni ve bütün mü’min erkek ve kadınları bağışla. Zâlimlerin ise, ancak helâkini artır.” diye duâ etti. (Nûh Sûresi, âyet 26-28)

Allâhü Teâlâ, Peygamberinin bu duâsından sonra O’na şöyle vahyetti. “Ey Nûh! Bizim nezâretimiz altında ve vahyimiz ile gemiyi yap! Hem o zulmedenler hakkında bana hitâb etme, çünkü onlar boğulacaklardır.” buyurdu. (Hûd:37)

Bunun üzerine Nûh (a.s.) gemi inşasına başladı. Nihâyet Allâh’ın emri geldi, yeryüzünü su kapladı, bütün kâfirler helâk oldu, Mü’minlerden başka kimse kalmadı. Allâh’ın emri tamam olunca gemi Cûdî dağına oturdu. Nûh (a.s.) ile gemide bulunan müslümanlar kurtulup insanlar onlardan çoğaldılar. Bu sebepten dolayı Nuh (a.s.)’a ikinci Âdem (şnsanlığın ikşinci babası) denilir.

Peygamberinin duâsını reddetmeyen Yüce Allah (c.c.) inkarcı azgınların âkibetinin ne olduğunu da ; “Onlar, günahları yüzünden suda boğuldular. Ardından ateşe atıldılar ve kendilerine Allah’tan başka yardımcılar da bulamadılar”. (Nûh Sûresi: âyet, 25) kavl-i kerîmi ile haber vermektedir.

Nûh (a.s.) gemiye bindiği vakit her cins hayvandan ikişer çift almış olduğundan hayvanlar da gemide bulunan hayvanlardan çoğaldı.

Nûh (a.s.)’ın gemisinin Cûdî dağına oturduğu ve kendilerinin karaya çıktığı gün Âşûrâ günü idi.

Nûh (a.s.) Allâh’a şükretmek için o gün oruç tuttu, gemideki mü’mşinlere de oruç tutmalarını emretti. Sonra yanında kalan erzakı topladı, (bazı rivâyetlere göre, 7 çeşit, bazı rivâyetlere göre de 10 çeşit olan) hubûbâtı birbirine karıştırarak pişirdi ve hep beraber iftar edip yediler.

Aşûre gününde yedi veya on çeşit hubûbâtı karıştırıp pişirmek, aşûre (buğday) tatlısı yapmak Nûh aleyhisselâmdan kalma bir âdet olup müstehabdır.

Muharrem Ayı, Hicrî Yılbaşı ve Aşure  
 
İsim
Email