Kurban hakkında herşey
Image"Kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik. Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes"

CENÂBI HAKK’IN KULLARINA BÜYÜK BİR İMTİHANI: KURBAN İBADETİ

Allah-ü Teâlâ; inanan kullarına kulluk borcu olarak bedenî, lisânî, kalbî ve mâlî bir takım ibâdet ve mükellefiyetler yüklemiştir. Her biri, Allah’ın rızâsını kazanmaya, Rahmet ve Nusretine yakın olmaya ve âhiret hayâtında büyük nimet ve yüce derecelere kavuşmaya vesîle olacak mâlî ibadetlerden birisi de, Kurban Bayramı günlerinde “Kurban kesmek”tir.

İslâm Dininin şeârinden yani alâmet ve işâretlerinden biri olan Kurban; Allah-ü Teâlâ’ya kurbiyyet (yakın olmak, rızâsını kazanmak) için, ibâdet niyetiyle, belirli günlerde; cins, yaş ve vasıflarını Dinimizin tayin ve tesbit buyurduğu hayvanlardan birini kesmek’tir. Kurban; zekât ve bayram namazları gibi hicretin ikinci yılında meşrû kılınmıştır. Meşrûiyyeti Kitap, sünnet, ve icma’ delillerine dayanır. Cenâb-ı Hakk, Kelâm-ı Kadîm’i Kur’ân-ı Kerim’de Kevser Sûre-i Celîlesinde, Habîbine ve O’nun şahsında inanan kullarına: “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” buyuruyor. Bu âyet-i kerimedeki “Namaz”dan maksat bayram namazı, “kesmek”ten maksat da, kurban kesme günlerinde kesilen hayvanlardır. Kurban vecîbesinin yerine getirilmesi; Hak yo-lundaki fedâkârlığın bir nişânesi, Allah-ü Teâlâ’nın verdiği nimetlere karşı kulun bir şükrânesidir.

KURBAN NİSABI VE VÂCİP OLMASININ ŞARTLARI
Akıllı, hür, mukim ve nisap miktarı mala (aslî, zarûrî, temel ihtiyaçları dışında fitre vâcip olacak kadar; 80,18 gr altın veya 200 dirhem gümüş veya aynı kıymette başka bir şeye) sâhip bulunan, (daha net bir ifade ile; Kurban Bayramı günlerinde bir kurban alıp kesebilecek kadar imkana sâhip olan) kadın-erkek, her Müslüman üzerine kurban kesmek (Hanefî mezhebine göre) vâciptir. Kurban; Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîler’e göre ise; sünnet-i müekkede (terki ve ihmâli câiz olmayan çok önemli bir sünnet) dir.

Hatta Hanbelîler’e göre, ödeme imkânına sâhip olan kimse, borç ederek de olsa, bayram günlerinde kurban parasını te’min edebiliyorsa, kurban kesmeye muktedir sayılır. (el-FıkhuAle’l-Mezâhibi’l-Erbaa)

Kurban nisâbına esas olan malın (zekât nisâbında olduğu gibi) alış veriş ile artabilecek mal olması ve üzerinden bir sene geçmesi şart değildir. Hanefî ulemâsından, son asrın büyük müfessiri Elmalılı Hamdi Yazır merhum: “Kurban kesmek, zekât ve sadaka-i fıtır vermekten daha fazla bir fedâkârlık ifade eden bir ibâdettir.

Onun için bunda kudret şart olmakla beraber, zekât kadar kudret-i müyessire (yüksek mertebede bir mâlî kudret) de şart değildir” der. (Hak Dini Kur’an Dili, 9/1697)
Dolayısıyla, Kurban Bayramı günlerinde bir kurban alıp kesebilecek kadar imkana sâhip olan kadın-erkek, her Müslümanın üzerine kurban kesmesi vâciptir.

KURBAN NİSABINDA ASLÎ VE ZARÛRÎ İHTİYAÇLAR
Kişinin evi, evinin kâfi miktarda eşyası, bineceği (arabası), üç türlü giyeceği (yani iş elbisesi, günlük giydiği elbise, bayram ve benzeri özel günlere mahsus elbisesi) kendisinin ve nafakası kendi üzerine vâcib olanların bir aylık nafakalarından fazla olarak 80,18 gr altın veya aynı kıymette başka bir şeye sahip olmaktır.

Bu kadar bir imkana sâhip olan kimselere sadaka-i fıtır vermek ve kurban günlerinde kurban kesmek vâcib olur. Nisâba mâlik (zengin) olan çocuk için velî veyâ vâsî’si (sabi üzerine bir vecîbe ve mecbûriyet olmamakla beraber) dilerse çocuğun kendi malından kurban kesabilir.

Kurbanın vâcip olma şartlarından bir olan “âkil be bâliğ olmak” bazı müctehid imamlar arasında ihtilaf konusu olmuştıur. Bazılarına göre, kurbanın vücûbu için; akıllı ve (bülûğ) ergenlik çağına ulaşmış olmak şart olup, bazılarına göre ise değildir.

Kurbanın vücûbu için; akıllı ve (bülûğ) ergenlik çağına ulaşmış olmak şart değil diyenlere göre zengin olan bir çocuk ile zengin olan mecnûna (kendi mallarından) kurban vâcip olur.

Velîsi veya vâsîsi (bir yetim’in veya akılca zayıf ve hasta olan bir kimsenin malını idare eden kişi) bunu yerien getirir.

Netice olarak: bir ev’e bir kurban değil, ev’de zengin olan büyük- küçük, kadın-erkek her ferd için, kurban kesilmesi bir vazîfe ve vecîbedir.

KURBAN KESMEYİP BEDELİNİ FAKİRE VERMEK KURBAN BORCUNU ÖDER Mİ?
Üzerine kurban vâcip olan bir Müslüman, bayram günlerinde kurban kesmeyip, bedelini sadaka olarak vermiş olsa kurban edâ edilmiş olmaz.

Zengin olan kimseler kurban kesmeyip, kurbanın kesileceği vakti (bayram günlerini) geçirseler, kurbanın bedelini sadaka olarak vermeleri lâzım gelir. Ancak, fakirler ve kurban nezreden (adak yapmış olan) kimseler aldıkları kurbanı kesmeyip vakti geçerse, kurbanın kendini sadaka olarak vermeleri vâciptir.

Emânet hayvanı kendisi için kurban etmek, rehin hayvanı kurban etmek ve başkası adına kesmek üzere vekil olduğu hayvanı kendisi için kesmek câiz olmaz. Kocası, karısının veyâhut karısı kocasının kurbanını izni olmayarak kendisi için kesse câiz olmaz. Kestikten sonra kıymetini vererek râzı etse de câiz olmaz.

KURBAN KESMEKLE MÜKELLEF OLDUĞU HALDE KESMEYENLERİN DURUMU
Allah’ın Rasûlülü Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) Kurban kesmekle mükellef yani üzerine borç olduğu halde, kurbanı önemsemeyerek kesmeyenleri çok şiddetli bir şekilde uyarmış ve “ Kimin için (mal) genişliği olur da kurban kesmezse, sakın bizim namazgâhımıza (Müslümanım diye bizim camilerimize) yaklaşmasın” buyurmuştur. (Feyzül Kadir C.6.S.208) Bu, Kurban kesmesi icabettiği halde,önemsemeyerek kesmeyeneler hakkında gerçekten ağır bir tehdittir ki, kurban ibadetinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Evliyâullah’ın büyüklerinden Ebulfârûk Süleyman Hilmi Silistervî (k.s.) Hazretleri:
Eğer bir insan, vakti hali müsâit olup da kurban kesmezse, muhakkak ki o adamın ya kendisinden veya çoluk çocuğundan veyahut da malından, ticaretinden, servetinden ve varlığından mutlaka bir kan (en hafif şekli ile, mutlaka o sene içerisinde kurban bedelinden çok fazla bir tedâvî ve benzeri masraf ) çıkar buyurduktan sonra;
Kurbanın maddî ve manevî olmak üzere pek mühim faydaları vardır: Gazab-ı İlahîyi söndürür.
Rızâ-ı İlahîyi celbeder.
Kurban’da çoluk çocuk ve fakir-fukara için umumi bir maslahat ve mutlak bir menfaat vardır.
Çok kurban kesilen bir memlekette harb olmaz.
Kurban Bayram’ında aff-ı umûmi tecelli eder.
(Kurban kesmeyen) Allahsızların (Allah’a inanmayanların) sonu intihardır. Kendi kendilerini katlederek ebedî cehenneme yuvarlanır giderler. buyurmuştur. Sözün özü; Bir ibadet farz da olsa, vâcip te olsa, sünnet de olsa onu ihmal etmemek lazım.

Bazı İslâm ülkelerinde ve bölgelerde kurban ibadeti sünnet diye, (farz değil ya, kesilmese de olur! gibi küçümseme ifade eden düşüncelerele ) ihmal ediliyor. Sanki sünneti yapmak yük müş gibi gözüküyor.

Allahü â’lem, (gerçek sebep ve hikmetini Yüce Mevlâ bilir amma) bundan dolayı da oralardaki sıkıntılar bir türlü bitmiyor, oluk oluk Müslüman kanları akıyor, göz yaşları dinmiyor!

KURBANLIK HAYVANLAR VE YAŞLARI:
Kurban ancak şu dört cins hayvandan olur: 1- Koyun (Bir yaşını doldurmuş olması lâzımdır. Ancak anası kadar gelişmiş ve 6 ayını doldurmuş bir kuzu da kurban olarak kesilebilir). 2- Keçi (Bir yaşını doldurmuş olması lâzımdır). 3- Sığır-manda (Iki yaşını doldurmuş olması lâzımdır). 4- Deve (Beş yaşını doldurmuş olması lâzımdır).

Kurbanlık hayvan vahşî (yabânî )olmamalıdır. Kurbanlık hayvanların özürsüz olmaları şarttır. Meselâ: doğuştan kulaksız veya kuyruksuz olan, kuyruğu ile kulağının yarıdan fazlası kesilmiş, dişi hayvan ise memelerinin uçlarının çoğu kopmuş, boynuzlarının her ikisi veya biri kökünden kırılmış, dişlerinin çoğu dökülmüş, gözlerinin her ikisi veya biri tamamen kör olmuş, ayağını yere basamayacak kadar topal veya kesileceği yere gidemeyecek kadar hasta olan hayvanlardan kurban câiz olmaz.

Bu dört cins hayvandan başka; (Tavuk, Ördek, Kaz ve benzeri) hayvanlardan kurbanın hiçbir nev’i (yâni vâcip, adak, akîka-nesîke) câiz olmaz.

KURBANDA ORTAKLIK HUSUSU:
Koyun ve keçi yalnız bir kişi için kurban edilir. Bunlarda ortaklık câiz değildir. Sığır, manda ve deve’de ise, birden yedi’ye kadar (yedinci kişi dâhil) ortak olunabilir. Bu husûsun delîli olan hâdiseyi İbni Mâce’nin kaydettiğine göre Hazreti Câbir (r.a.) şöyle anlatıyor.

“Biz Hudeybiye’de Rasûlüllah (s.a.v.) ile birlikte deveyi yedi kişi, sığırı da yedi kişi için kurban ettik”dedi.

Açıklama: Her şahsın ibadet niyeti ile ortak olması şartı ile deve ve sığır, ancak yedi kişi için kurban edilir. Yani ortakların hepsinin niyeti, Allah rızâsı için kurban kesmek olmalıdır.

Şayet ortaklardan biri et elde etmek için ortak olmuşsa, o zaman hiçbirinin kurbanı sahih olmaz.

Ortaklaşa kesilen deve veya sığırın etini de tartı ile ve eşit olarak taksim etmeleri geerkir. Çünkü, tartıya tabi olan mallard bir kişiye fazla düşmesi ribâ (fâiz) olur. Tartılması imkansız olursa, fâiz endişesini ortadan kaldırmak için, göz kararı ile taksim yapılır. Ancak her payın üzerine kelle, paça, dalak, ciğer ve benzeri ety sayılmayan şeyleri koymak, sonunda da helâlleşmek icabeder.

KURBANIN KESİLME ŞEKLİ VE NİYET:
İslâmî usul ve esâsa uygun bir kesim yapmanın yolu ve şartı şüphesiz ki, Rasûlüllah sallAllahü aleyhi vesellem’in kurban kesme şekline uygun olmasıdır. Bunun için öncelikle, Rasûlüllah sallAllahü aleyhi vesellem’ın nasıl kurban kestiğine, keserken nelere dikkat buyurduğuna bakmak lazımdır. Rasûlüllah sallAllahü aleyhi vesellem kurban keserken besmele çekmiş ve tekbir getirmiştir.

Binâenaleyh bu usul, İslâmî esasa uygun bir kesim yapmanın yolu ve şartıdır. Dolayısıyla kim keserse kessin besmelesiz kesilen hayvanların etini yemek Müslümanlara helâl olmadığı gibi, kasden besmele terk edilerek kesilen hayvanın etini yemek de helâl olmaz.

Medine-i Münevvere hayatı boyunca dâima Rasûlüllah sallAllahü aleyhi vesellem’in en yakınında bulunma şeref ve saâdetine sâhip olan Hazreti Enes (r.a.) anlatıyor.
Rasûlüllah (s.a.v.): (Beyazı siyahından fazla) alaca ve boynuzlu iki koç kurban ederdi. Keserken Besmele çeker (Allah’ın adı ile (kesiyorum) der ve tekbir getirir, Allah (her şeyden) daha büyüktür.

Şu (kurban) benden ve ümmetimden kurban kesmemiş kimseler tarafındandır.” buyururlardı.
Yemin olsun ki ben, Rasûlüllah’ı, ayağını kurbanlığın boynuna koyarak, kendi eliyle (kurban) keserken gördüm dedikten sonra Hazreti Enes (r.a.): şu tafsîlâtı verir.
Rasûlüllah (s.a.v.) kurbanlık koçları (kıbleye doğru) çevirdiğinde “Şüphesiz ki ben, bir muvahhid olarak yüzümü o gökleri ve yeri yaratmış olan Allah’a yönelttim. Ben müşriklerden değilim.

Benim namazım da, ibadetlerim de, dirim de, ölümüm de hiç bir ortağı olmayan, âlemlerin Rabbi Allah’ındır. Ben böylece emrolundum. Ben (bu ümmette) Müslüman olanların ilkiyim” meâlindeki âyet-i kerîmeleri okudu ve yâ Allah, (bu) Senden ve Senin içindir. Muhammed ve ümmeti tarafından (edâ edilmiş) dir “ diye dua etti. (Ebû Dâvud, c.3.s.99. İbni Mâce:c.2.s.1043)

Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) ümmetine olan şefkatinin kemâlinden dolayı, kestiği kurbanın sevabına, kurban kesemeyen ümmetlerini de ortak kılardı. Kurban kesecek Müslüman, kurbanlık hayvanı incitmeden kıbleye karşı yatırır. Ayakta olarak: “Bismillahirrahmanirrahim” dedikten sonra, biliyorsa Rasûlüllah (s.a.v.)’in okuduğu “Inne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbil âlemîn” Âyet-i Celîlesini okur. Sonra şöyle niyet eder:
“Yâ Rabbî, şu vücudum sana karşı o kadar isyan etti, o kadar günahkâr ki, affedilmem için bu vücudumu Sana kurban etmem icabediyor. Fakat, Sen Kitab’ınla insanın kurban edilmesini haram kıldığından, vücûduma bedel olarak bu hayvanı Senin rızân için kesiyorum.

Kabul buyur yâ Rabbî” dedikten sonra, üç defa; “Allahü ekber, Allahü ekber, lâilâhe illAllahü vAllâhü ekber, Allahü ekber velillâhil hamd” diye tekbir alır ve “Bismillâhi Allâhü ekber “ der ve kurbanı keser.

KURBAN KESİLİRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN ÖNEMLİ HUSUSLAR:
Rasûlüllah (s.a.v.) kurbanlık hayvanları keserken gösterilmesi gereken dikkat ve hassasiyetler noktasında:
“Aziz ve Celîl olan Allah, her şey üzerine güzelli (kle hareket etme) ği yazdı. Öldürdüğünüz vakit, öldürme işinizi güzelleştirin. (Hayvan) kestiğiniz zaman boğazlamayı güzel yapın.
Biriniz büyük bıçağını (bileyip) keskinleştirsin ve kestiği hayvanı da rahatlandırsın” buyurmuşlardır. İbni Mâce:c.2.s.1043)
Rasûlüllah (s.a.v.) bir keresinde “ayağını kouyunun boynuna dayamış bir halde iken bıçak bilen bir adma uğradı. O hayvancık gözünün ucu ile o şahsa bakıyordu.
Rasûl-i Ekrem (s.a.v.), (o kimseye hitâben), “Bunu daha önce yapamazmıydın? Onu iki def’a öldürmek mi istiyorsun?” buyurdu. (Ebû Dâvûd. 2.s.149)

Özetle: Kurbanlık hayvan kesileceği yere incitilmeden götürülmeli ve önceden hazırlanmış keskin bıçak ile kesilmeli, kesinlikle eziyet ve zahmet verilmemelidir.

Fazla eziyete sebebiyet vermemek için hayvan kesilir kesilmez hemen yüzmeye başlanmamalı, hareketleri sükûn bulduktan (bir müddet bekledikten) sonra yüzülmelidir.

KURBAN KIM TARAFINDAN KESILMELİ?
Kurban sahibinin elinden geliyorsa bizzat kendisinin kesmesi evlâ ve efdaldir.
Şâyet elinden gelmiyor, bizzat kesemiyorsa, münasip bir Müslümana vekâlet vererek kurbanını kestirebilir. Kurbanın kesilme ânında (mümkünse) başında bulunarak şâhit olmak müstehaptır.

KADINLAR KURBAN KESEBİLİR Mİ?
Bir kadın (keskin) bir taşla koyun kesmişti. Bu (iş) Rasûlüllah (s.a.v.)’e bahsedildi. Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) bunda bir mahsur görmediğini bildirdi. (İbni Mâce c. 2, s. 1062)
Bu hadis-i şerifden hem kadının hayvan kesmesinin câiz olduğunu, hem de bıçaktan başka keskin bir şey ile (zarûret hâlinde) kesim işinin câiz olduğunu öğrenmekteyiz. Hadis müfessirleri tarafından; “Zarûret hâlinde” diye kayıt konulmasının sebebi, bıçak verken onunla kesmeyi tercih etmek gerektiğine işaret içindir. Zirâ bıçak boğazlama işine daha elverişlidir.

KURBAN KESILDIKTEN SONRA ŞÜKÜR NAMAZI KILINMALI:
Kurban kesen (veyâ vekâlet yolu ile kestiren) Müslüman, kurban kesilip yüzüldükten sonra, Allah rızâsı için iki rek’at şükür namazı kılar. Namazın birinci rek’atında Fatiha’dan sonra Kevser sûresini (Innâ a’taynâ kel kevser), ikinci rek’atta Fatiha’dan sonra Ihlâs sûresini (Kul hüvallâhü ehad) okur.

KURBANIN ETİ NE YAPILMALI?
Kurbanın eti üçe taksim edilerek, bir bölümü evde çoluk-çocukla yenilmeli, bir bölümü civardaki (kurban kesemeyen) fakir Müslümanlara verilmeli geriye kalan bölümü eş ve dostla yenilmeli veya hediye edilmelidir.
Kurban eti, gayrimüslim komşulara da verilebilir. Müşterek (ortaklaşa) kesilen kurbanların etleri, ortaklar arasında tartılmak suretiyle eşit ağırlıklarda ayrılmalıdır ki, birbirlerine hakları geçmemiş olsun. Ortaklaşa kesilen kurbanların etleri taksim edildikten sonra, ortakların helâlleşmeleri de İslâm’ın güzel gördüğü bir davranış şeklidir.

KURBANIN KESILME VAKTI VE YERI:
Uhdiyye (kurban Bayramında kesilmesi vâcip olan) kurbanı’nın vakti bayram (Zilhicce ayının on, onbir ve on iki inci) günleridir. Byramın birinci günü kesilmesi daha faziletlidir. Ancak ikinci veya ücüncü günlerinde de kesilebilir. Bayram namazı kılınan yerlerde namazdan sonra kesilmesi “vâcip”şarttır.

Bayram namazı kılınmayan yerlerde ise, meselâ; göçebe çadırlarında veya küçük köylerde tan yerinin ağarmasından itibaren kesilebilir. Bayram namazı kılınan yerlerde namazdan sonra kesilmesi Rasûlüllah’ın (s.a.v.) emri olduğu için çok önemlidir. Aksi takdirde kurbanın iâdesi gerekir. Nitekim, asr-ı saâdette bunun yaşanmış bir örneği de vardır. Uveymir bin Aşkar (r.a.) adlı sahabi anlatıyor. Ben namaz kılınmadan önce kurbanımı kesmiştim. Durumu Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.)’e haber verince Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) “Kurbanını iade et” buyurduktan sonra; “Sizden kim kurbanını namazdan önce kesmiş ise, kurbanını iade etsin.” buyurdu. (İbni Mâce: c.2.s.1053)

Binâenaleyh; Kurban kesmekle mükellef bulunan her Müslümanın, keseceği kurbanı İslâmî usul ve esaslara uygun olarak boğazlaması Dinî bir mecbûriyettir. Bir vazifeyi ifâ ederken dikkate alınancak husus, sadece o işin yapılması değil, şekliyle ve vaktiyle sünnete ve Dînî esaslara uygun olarak îfâ edilmesidir. Unutulmamalıdır ki; gösterilecek bu hassâsiyet, Dinî emirlere bağlılığın alâmeti olduğu kadar ibâdetlerin makbul olmasının da sebebidir.

Netice olarak udhıyye kurbanı, bayram namazından önce kesilecek olursa nâfile; bayram günlerinden sonra kesimiş ise kazâ edilmiş olur. Uhdiyye kurbanında mekan şartı yoktur. Bu ibadetle mükellef bulunan bir Müslüman, kurbanını dilediği yerde kesebilir veya ihtiyaç olan başka yerlerde vekâleten kestirebilir.

KUR’ÂN-İ KERİM VE HADİS-İ ŞERİFLERDE KURBAN İBADETİ

KUR’ÂN-I KERİM’DE KURBAN İBADETİ
Arab lisânında “Udhıyye”, Farsça ve Urduca’da “Qurbânî”, Türkçe’de “Kurban” olarak bilinen bu mâlî ibadet; Allah’ın Kitâbı Kur’ân-ı Azîmüşşân’da; Hedy, (Bakara: 196) Kurban, El-Mâide: 27, Nüsük, (En’âm: 162) Mensek, (El-hac: 34, 67), Büdn, (El- Hac: 36) Zibh, (Es-Sâffat: 107), Karrab, (Ez-Zârıyât: 27), Nahr (El-Kevser: 2) kelimeleri ile zikredilmiştir.

Kurban ibadeti yalnızca bu ümmete emredilmiş, (son Peygamber Muhammed aleyhisseâlm’ın ümmetine mahsûs) bir vecîbe değildir.
Dînin (hükümlerinin) vâzıı ve (şerîatın) sâhibi olan Cenâb-ı Hakk (c.c.) şöyle buyuruyor.

Biz her ümmet için, kendilerine rızık olarak verdiğimiz dört ayaklı hayvanlar üzerine (yalnız) Allah’ın adını anarak kurban kesmeyi meşrû kıldık. (Gönderdiğimiz her Peygaberin şarîatında ve onlara indirdiğimiz hükümler arasında o Peygamberin ümmetlerinden yapmalarını istediğimiz vazifelerden biri de kurban kesmeleri olmuştur.)

Sizin (hepinizin) İlâhınız bir tek İlâhtır. O halde hepiniz O’na teslim (Müslüman) olun.

(Habîbim), Sen mutî’ ve mütevâzî’ olanları (Allahın hükümlerine, Senin Allah tarafından getirip tebliğ ettiğin emirlerine saygılı olanları, Dînin hükümleri karşısında teslim olup kibirlenmeyenleri cennetle) müjdele. (El-Hac: 34) (Habîbim), Biz Sana, hakîkaten kevseri verdik. O halde Rabbin için namaz (Kurban bayramı namazını) kıl ve kurban kes!. Doğrusu Sana (ebter diyerek) düşmanlık eden, kendisi ebterdir.(nesli kesilmiştir). SadakAllahülazîm (El-Kevser: 1-3)

PAYGAMBER EFENDİMİZ’İN (S.A.V.) DİLİNDEN KURBAN İBADETİ
Ey insanlar! Kurban kesiniz ve onun akıtılan kanı karşılığında sevap ümid ediniz.
Zirâ, kan her ne kadar (görünüşte) yere düşüyorsa da, hakikatte Azîz ve Celîl olan Allah’ın himâyesine (rızâ mevkiine) düşer. (et-Terğîb ve’t-Terhîb C. 2, S.155)
Kim gönül hoşluğu ile (Allah’tan) sevap umarak kurbanını keserse, onun için ateşten (koruyan) bir perde olur. (et-Terğîb ve’t-Terhîb C. 2, S.155)
Kurbanların faziletce en üstünü, değerce en pahalı olanı ve (vücutca) en zemizidir.

Yani; Kurban, Allah için ibâdet niyyetiyle kesileceğinden en iyi ve en besili, kusursuz ve kıymetli olması gerekir.

Eti güzel olmadığı için kasabın kesmediği, celebin almadığı ve halkın rağbet etmediği hayvanları kesmekle (borç ödenmiş olsa bile) İlahî rızaya ulaşmak kâbil olmaz.. (Feyz’ül-kadir C.2, S.427)

Kimin için (mal) genişliği olur da kurban kesmezse, sakın (müslümanım diye) bizim namazgâhımıza yaklaşmasın. (Feyz’ül-kadir C.6, S.208)
Âdemoğlu, kurban bayramı gününde kan akıtmaktan daha sevimli bir amelle Allâh’a yakın olamaz. Kanını akıttığı hayvan, kıyâmet günü boynuzları, çatal tırnakları ve kılları ile gelecek (sâhibine şefâat ve şehâdet edecek) tir. Akan kan yere düşmeden önce, Allah-ü Teâlâ katında yüksek bir makâma ulaşır. Bu bakımdan kurbanlarınızı gönül hoşluğu ile kesiniz.” (Tirmizî, Edâhî,1; Ibn-i Mâce, Edâhî, 3)

Kurbanlarınız gönlünüz hoş olarak kesin. Zira hiç bir Müslüman yok ki, kurbanının Kıbleye döndürüp kessin de bunun kanı, boynuzu, yünü, her şeyi kıyâmet günü kendi mizanına konan hasenâtı olmasın. (Râmuz-el Ehâdis: c.2. s. 310)

Kurban bayramında kurbana harcanan paradan Allah’a daha sevimli bir para yoktur. (Râmuz-el Ehâdis: c.2. s. 372)

Rasûlüllah (s.a.v.) Kurbanı kendi eliyle keser ve keserken “Bismillah Allahü Ekber” derdi. (Râmuz-el Ehâdis: c.2. s. 554, 557)

Yâ Fâtıma (r.a) kalk kurbanın kesilirken yanında hazır bulun. Zirâ yere düşen ilk damla ile işlemiş olduğun her günah af olunur. Ve şöyle söyle:
İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî Lillahi Rabbil âlemmîn. Lâ şerîkeleh ve bizâlike ümirtü ve eve evvelül-müslimîn”
Benim namazım vesair ibadetim, Dînim, hayatım ve ölümüm Rabbil Âlemîn olan Allah içindir. Onun şerîki yoktur. Ben bu tevhid ile emrolundum, ben Msüslümanlardanım.)
Denildi ki, yâ RasûlAllah bu Sana ve Ehli Beytine mi mahsustur? Buyurdu ki; hayır, bilakis bütün Müslümanlara aittir. (Râmuz-el Ehâdis: c.2. s. 500)
Kurban, babanız İbrâhim (a.s.)’ın sünnetidir. Her kılına ve postunun her tüyüne bir sevap vardır. (Râmuz-el Ehâdis: c.1. s. 190)

Dört şey vardır ki sevâbı yediyüz misline çıkartır Fîsebîlillah: (Allah yolunda sadaka) vermek, anaya ve babaya harcamak, Ramazan Bayramında çoluk çocuğuna harcamak ve Kurban kesmek. Dört şey de günahları siler. Ramazn orucu, Beytin haccı, Mescidi Nebevî’yi ve Mescid-i Aksâ’yı ziyâret. (Râmuz-el Ehâdis: c.1. s. 69)

Vitir (namazı) Bana farz, size nâfile, Kurban bana farz, size nâfiledir. Cuma günü guslü de Bana farz size nâfiledir. (Râmuz-el Ehâdis: c.1. s. 240) Sığır da, deve de yedi kişi için kurban edilebilir. (Râmuz-el Ehâdis: c.1. s. 195)

Altı aylıkla bir yaş arasındaki koyunu (anası kadar gösterişli ise) kurban edebilirsiniz. Zira o câizdir. (Râmuz-el Ehâdis: c.2. s. 310) (Yeni doğan çocuğun) ismi üzerine (ismini koyduktan sonra) kurban kesin ve “Bismillahi Allahümme leke ve ileyke. Hâzihî akîkatü fülânın. Ey Allahım, Senin Adınla, bu filânın akâkasıdır. Senin için ve Sana’dır, Kabul buyur Allahım) deyin.
Akîka, (çocuk doğunca kesilen kurban) yedi, ondört veya yirmi birinci günde kesilir. (Râmuz-el Ehâdis: c.1. s. 66, 222)
Erkek çocuktan iki, kız çocuktan bir koyun akîka vardır. (Râmuz-el Ehâdis: c.2. s. 320)
Kulağı önden, arkadan kesilmiş, uzunluğıuna yarılmış, delinmiş veya gözü kör hayvamnkurban olmaz. (Râmuz-el Ehâdis: c.2. s. 489)

KURBAN ADINI TAŞIDIĞI HALDE YASAK OLAN DAVRANIŞLAR
Mühim bir mâlî ibâdet ve sâhibi hakkında manevî kalkan olan Kurban ile alakalı, kurban adını taşıyan ve maalesef bazı Müslümanlar arasında da sık sık yapılan yanlışlar var. Şöyle ki; herhangi bir makam sâhibinin bir memlekete gelişini ta’zim (ululamak, büyük sayma, saygı gösterme) maksadı ile kurban kesmek, bir ev’e gelin getirildiği sırada kurban kesip, gelini onun kanı üzerinden geçirmek veya uzun bir yolculuktan dönen bir şahsın gelişini teberrük (mübârek ve uğur sayma) düşüncesi ile koyun ve benzeri bir hayvan kesmek, gelen şahsı ta’zim maksadı taşıdığı için haram’dır. Bu gibi düşünce için kesilen hayvanın etinden yemek câiz değildir.

Bu husûsun delîlini teşkil eden Mislim’in sahîhinde kaydettiği bir hadis-i şerifte Allah’ın Rasûlü Muhammed Mustafa (s.a.v.) “ Babasına lâ’net edene ve Allah’tan gayrisi için (hayvan) kurban kesene Allah lâ’net etsin”buyurmuştur. (Müslim: c.6.84)

Bir başka hadis-i şeriflerinde de: “İslâmda kabirler üzerine kurban kesmek yoktur” buyurmak sûreti ile, bir başka yanlışa daha dikkat çekmiştir. Yapılan iş, aynı olduğu halde neticesindeki hükümlerin farklı olmasının sebebi; Dînimize uyup uymaması ve niyetlerin değişik olmasındandır. Unutulmamalıdır ki; yaptıklarımızın Allah katında makbul olmasını (beğenilip, hoş karşılanmasını) istiyorsak, mutlak surette Dînî hükümlere uygun olmasına dikkat etmeli ve niyetimizi de tashih etmeliyiz.

Netice olarak; her ibadet gibi, Kurban ibadetinin de Allah katında bir değer ifade etmesi için, mutlak surette, Allah’ın emrini yerine getirmek ve rızasını kazanmak için kesilmesi şarttır. Altını kalın çizgilerle çizerek ifade etmek gerekir ki, gerek bedenî, gerek mâlî, gerekse hem bedenî hem mâlî bütün ibadetler, Allah katında ancak Dînî esaslara uygunluğu nisbetinde değer kazanmış olur. Dînî esaslara (şer’î hüküm ve ölçülere uymayan hiç bir ibadet ve amelin Allah katında ibâdet değeri yoktur...

ALLAH RIZASI İÇİN KESİLEN KURBAN DÎNÎ, AHLÂKÎ VE İCTİMÂÎ BİR VAZİFEDİR
Kurban kesmekte Allâh’ın kullarına ziyâfet vardır. Etin üçte birini dostlara, üçte birini fakirlere vermek, kalanını da evde çoluk çocuğa yedirmek emredilmiştir.

Kurban kesmek Allah yolunda bir fedâkârlıktır. Allâhü Teâlâ’nın verdiği nimetlere bir şükürdür. Ayrıca sevâb kazanmağa ve Allâh’a yakınlığa vesîledir, belâlara karşı da bir siperdir.

İnsanlar her gün dünyânın her tarafında yüz binlerce hayvan kesiyorlar. Fakat bunlardan yalnız maddî imkânı olanlar istifâde edebiliyor. Kurban Bayramı’ndaki etlerden ve derilerden fakirler de istifâde etmektedir. Şahsın menfaati yerine de cemiyet menfaati konuluyor. Hâsılı; Allah emrettiği ve imtihanı kazanmak için kurban kesmek İslâm’ın pek insanî ve ictimâî büyük bir fedâkârlığıdır.

Kurban kesmekle kesilen hayvan sayısı azalmış, denge bozulmuş olmaz. Çünkü kurbanda kasaplar et satamayacağından, haliyle bayram döneminde et için kesecekleri hayvan sayısı azalacaktır.

Kendi zevkleri için her gün on binlerce hayvanın kesilmesini çok görmeyenlerin! senede bir kere, Allah için ve fakir insanların da et yiyebilmesi için kurban kesilmesini çok görmeleri insaflı bir tavır değildir.

Netice olarak kurban; Dînî, ahlâkî, ictimaî birtakım hikmetler ve faydalar için emredilmiştir. Bunu takdîr etmeyecek bir akıl sâhibi düşünülemez.

KURBAN İBADETİ VE ÇEŞİTLERİ ÜZERİNDE KISA BİR TETKİK
Kurban bayramı günlerinde kelimesi vâcip olan Kurban’dan “Udhiyye Kurbanı”başka; İslâm’da meşrû olan, zaman, mekân ve niyetlere göre bir çok kısım ve adlara ayrılan; Hac Kurbanı, Adak Kurbanı, Akika (Nesike) Kurbanı, Şükür Kurbanı, Cezâ Kurbanı, İhsar Kurbanı ve Vefat etmiş kimse için kesilecek Kurban olmak üzere 7 çeşit daha Kurban vardır.
Gerek bedenî, gerekse mâlî ve gerekse hem bedenî ve hem mâlî olan ibadetlerle mükellef olan Müslümanlar, yerine getireceği vazifede eksiklik ve aksaklık yapmamak için, bunlarla ilgili hükümleri bilmek, zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirmek mecbûriyetindedir.
Bu itibarle, burada kısaca bu Kurban çeşitleri ve hükümleri hakkında bilgi vermek yerinde olacaktır.

1- UDHIYYE  KURBANI:
Ergenlik çağına ulaşmış, hür ve mukîm olan, aslî ihtiyaçlarından fazla nisap miktarı mal veya paraya sâhip olan kadın-erkek her Müslüman üzerine, Zilhicce ayı’ının 10. gününün girmesi ile vâcip olan kurban’a Udhıyye Kurbanı denir.
Bu vazifenin İslâmî şartlara uygun olarak ve zamanında yani Kurban Bayramının 1. 2. ve 3. günlerinde yerine getirilmesi vâciptir.
Bu kurban, Yüce Allah’ın emirlerine hakkıyla teslim olan manâsına gelen, teslîmiyet makâmının efendisi ünvânının sâhibi İbrâhim aleyhisselam’ın gördüğü bir rü’yâ ile, Cenâb-ı Hak’tan aldığı vahiy neticesi olarak, oğlu İsmâil’i (a.s.) kurban etmekle imtihan olunuşunun; Peygamber zâde Peygamber İsmail aleyhisselam’ın da, en küçük bir tereddüt göstermeden Allah’ın emrine boynunu teslim edişinin ve bu teslimiyete mükâfat olmak üzere, Cenâb-ı Hak tarafından kurtuluş fidyesi olarak gönderilen bir koç ile İsmâil aleyhisselâm’ın kurban edilmekten kurtuluşunun şahsımızda yaşanan bir temsili olmaktadır.

Cenâb-ı Hakk bu hususu Kur’ân-ı Kerimde: (Vaktâki, böylece ikisi de teslim oldular ve İbrâhim çocuğu şakağı üstü yıktı.

Biz de ona nidâ ettik. Ey İbrâhim! Gerçekten rü’yânı tasdik ettin. Şüphesiz iyi iş yapanları biz böyle mükâfatlandırırız! Muhakkak ki bu açık bir imtihandı.Ve (oğlunun yerine) o’na (İbrâhim’e (a.s.) büyük bir kurbanlık fidye verdik.

Ona sonradan gelenler arasında iyi bir nam bıraktık. İbrahim’e selâm olsun!. Biz iyilik edenlere böyle mükâfat veririz. Çünkü o, Bizim Mü’min kullarımızdan idi.

Bir de o’na sâlihlerden bir Peygamber olmak üzere İshâk’ı müjdeledik. Ve hem İbrâhim’e, hem İshâk’a bereketler verdik. Her ikisinin soyundan iyi de var, kendine açıkca zulmedeni de var. Es-Sâffat, âyet:103- 113)

2- HAC KURBANI:
Kıran veya temettu haccına niyet eden Müslümanların Umre ile Haccı birlikte yapmaya muvaffak kıldığından dolayı, Yüce Allah’a şükretmek için Mina’da (harem hudutları içerisinde) kestikleri kurban’dır ki, bu da vâciptir.

3- ADAK KURBANI:
Şu işim olursa Allah rızası için bir kurban keseceğim diye nezir- adak yapan kimsenin kurbanıdır. Adak yapan kimse, adadığı iş meydana gelince bu kurbanı kesmekle mükellefdir. Adak kurbanında, diğer kurbanlara göre önemli bir farklılık vardır. O da, adak yapan kimse, keseceği kurbanın etinden kendisi yiyemeyeceği gibi, nafakası üzerine vâcip olan (bakmakla mükellef olduğu) âile fertleri de yiyemezler. Şâyet yanlışllıkla yerlerse, yedikleri yemeğin bedelini sadaka olarak vermeleri îcâbeder.

4- AKİKA (NESİKE) KURBANI: Çocuğun dünyaya gelmesinden sonra kesilmesi sünnet olan kurban’a Akika- Nesike Kurbanı denir. Çocuğun doğumunu takip eden günden, ergenlik çağına kadar kesilebilir. Ancak, doğumun yedinci günü kesilmesi daha faziletlidir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), hem kendi çocukları, hem de torunları Hazreti Hasan ve Hüseyin Efendilerimiz için akika- nesike kurbanı kesmiştir.

5- VEFAT ETMİŞ KİMSE İÇİN KURBAN:
Vefat etmiş kimse için kurban kesmek de meşrû ve câizdir.

Zirâ, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hazreti Ali’ye, “Yâ Ali vefatımdan sonra benim için de bir kurban kesiver” buyurarak vasiyet etmiş, Hazreti Ali (r.a.)’ de hayatı boyunca bu vasiyeti yerine getirmiştir. Vefat etmiş kimse için kesilecek kurban; vakitle alakalı bir ibadet olduğu için kurban bayramı günlerinde kesilmelidir.

Arefe günü kesilecek olursa kurban değil, nâfile sadaka olur. NOT: Hâli vakti yerinde olan, Allah’ın kendilerine imkan verdiği erkek- kadın bütün Müslümanların, üzerlerine borç olan kurbanlarını kestikten sonra, şefâatine kavuşmak ümidi ile, sevgi saygı ve bağlılıklarının ifadesi olarak sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) adına da bir kurban kestirmeleri, Yüce Mevlânın rızâsına sebep olacak güzel bir hareket olur. İmkanı olan Din kardeşlerimize önemle tavsiye olunur.

6- ŞÜKÜR KURBANI:
Cenâb-ı Hakk’ın verdiği nimetlere ve oturacak ev yapmaya muvaffak kılmasına şükranda bulunmak üzere kesilen bir kurban olup ifâsında, Dînî bir mahzur yoktur.

7- CEZÂ KURBANLARI:
Hac yolcusu bulunan Müslümanların ihramlıyken yasak olan işlerden birini yapmasından dolayı, cezâ olarak keseceği kurbandır. İşlenen suçun durumuna göre; “Dem” yani koyun veya keçi veya “Bedene “yani deve ve sığır kurban etmek olarak değişir.

8- IHSAR KURBANI:
İhramlı bir kimsenin hastalanması veya parasının tükenmesi gibi bir sebeple haccı tamamlamaya güç yetirememesi halinde keseceği kurban’dır. “Muhsar” adı verilen bu kimse, Mekke-i Mükerreme’ye bir kurban veya parasını gönderir. Kurbanın kesileceği zaman, yani gün ve saat tesbit edilir. Belirtilen vakitte kurban kesilir ve bu şahıs ihram’dan çıkar.

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (K.S.) HAZRETLERİNDEN KURBAN İLE ALAKALI NOTLAR
Osmanlı’nın son asır ulemâsından Müceddid-i ’zam ve Mürşid-i Ekmel Ebul-Fâruk Süleyman Hilmi Silistrevî (k.s.) Hazretleri: “Kurban Cenâb-ı Hakk’ın kullarına büyük bir imtihanıdır. Bu imtihanların en büyüğünü ile de Enbiyâ-i Izâm (büyük peygamberler) karşılaşmışlardır” buyurur ve şu açıklamalarda bulunur. Bismillahirrahmânirrahîm.
(İnnâ â’taynâ kel-kevser, Fesalli li Rabbike venhar, inne şâni-eke hüvel ebter). Sadakallahülazîm Cenâb-ı Hakk, Habîbi Muhammed aleyhisselâm’a, O’nun şahsında kıyâmet gününe kadar gelecek Mü’min kullarına hitâben: “Gerçekten Biz sana kevser’i verdik. (Kevser’den murâd: Cennet’teki havz-ı kevser veya çok hayırdır.)

O halde hemen Rabbin için namaz (Kurban Bayramı namazını) kıl ve kurban kes. Doğrusu sana (ebter diyerek) düşmanlık eden kendisi ebterdir (nesli kesilmiştir). buyurmaktadır.

Bu sûre-i celile bir mûcize-i haberiyedir.
Çünkü Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. O zaman Rasûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.) etrafında toplanan Müslümanların sayısı yalnızca kırk kişiden ibâret idi.

Daha ne ilim çokluğu, ne ümmetin çokluğu, ne de feyzin çokluğu vardı. Hiçbiri mevcut olmadığı halde Cenâb-ı Hakk’ın “verdik” buyurmasının sebebi, tahakkuk-u vukûuna (mutlaka olacağına, hiç şüphesiz gerçekleşeceğine) binâendir.

İBRAHİM (A.S.)’NİN EZELDEKİ NEZRİ
(Fesalli li Rabbike venhar) İbrahim (a.s.) oğlu Hazret-i İsmail’i kurban etmek gibi büyük bir imtihana tâbi tutulmuştur.
Muhyiddin Arabî Hazretleri Fütûhât’ında ve daha bir çok ekâbir, küşufât-ı sahîhalarında (Evliyâullah’ın büyükleri ilham yolu ile yaptıkları manevî tesbitlerinde) bu imtihanı şöyle izah etmişlerdir:
İbrahim (a.s.), tâ âlem-i ezelde kendisine bir evlat verildiği takdirde onu rıza-ı İlahi için kurban edeceğini nezir etmiş.

Bu nezrini âlem-i dünyada tekrarladıktan sonra, aradan geçen zaman içinde unutmuş, Hazret-i Mevlâ da kendisini rü’yâ vâsıtasıyla îkaz buyurunca, oğlu İsmail’e hitâben: (Kâle yâ büneyye innî erâ filmenâm-i ennî ezbehu-ke fenzur mâ zâ terâ): “Ey yavrum!” dedi. “Ben rüyamda görüyorum ki seni kesiyorum. Bak artık sen ne dersin?”

Oğlu İsmail de: (Kâle yâ ebet-if’al mâ tü’meru setecidü nî inşâAllahü mines-sâbirîn):
“Ey babacığım” dedi. “Ne emir olunuyorsan yap, inşâAllah beni sabredenlerden bulacaksın.”
(İnne hêzê le-hüvel belâ-ül mübîn) “Muhakkak ki bu açık bir belâ ve parlak bir imtihandır.” Sûre-i Saffat: 102.

Ey yirminci asrın insanları, vahşet devri diye vasıflandırılan o asırlarda bakınız itâat-ı İlahîde olan mü’minler ne kadar medenî imişler. Şimdi böyle bir baba ve böyle bir oğul nerede bulabilirsiniz?

KURBAN BÜYÜK BİR İMTİHANDIR
(Eşeddün-nâsi belâen el enbiyâ-ü sümmel esmsel-ü fel emsel.) (Ravâhül- Buhârî ve t-Tirmizî)
Rasûlüllah Efendimiz Hazretleri: “İmtihanların en ağırı, en büyüğü Peygamberleredir.
Sonra sırasıyla ve derecelerine göre mü’minler imtihana tâbi tutulurlar” buyurdu.
Kurban Cenâb-ı Hakk’ın kullarına büyük bir imtihanıdır. Bu imtihanların en büyüğünü de Enbiyâ-i Izâm (büyük peygamberler) vermiştir. Bütün nebîlerin verdiği imtihanların en muazzamını da Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) vermişlerdir.
Nitekim İbrahim (a.s.)’ın bu imtihanına (oğlu İsmâil’i kurban etmekle emrolunmasına) mukâbil, Peygamber Efendimiz’in de hanedân-ı Rasûlüllah’tan (yakınlarından, torunlarından) 170 kişinin şehid olacağını bilmesi ve onların şehâdetini kabul etmesi ki, bu bir “sırr-ı kader” işi olup, belki onların Makâm-ı Mahmûd’da ve maiyyet-i Hazret-i Rasûlullah’ta (cennetin en yüce makamlarında ve Rasûlüllah Efendimiz Hazretlerinin yanında) olabilmeleri için olmuştur.

KURBANIN MADDÎ VE MANEVÎ FAYDALARI
Kurbanın maddî ve manevî olmak üzere yedi mühim faydası vardır:
1. Gazab-ı İlahîyi söndürür.
2. Rızâ-ı İlahîyi celbeder.
3. Çok kurban kesilen bir memlekette harb olmaz.
4. Eğer bir insan, vakti hali müsâit olup da kurban kesmezse, muhakkak ki o adamın ya kendisinden veya çoluk çocuğundan veyahut da malından, ticaretinden, servetinden ve varlığından mutlaka bir kan çıkacaktır.
5. Kurban’da çoluk çocuk ve fakir-fukara için umumi bir maslahat ve mutlak bir menfaat vardır.
6. Kurban Bayram’ında aff-ı umûmi tecelli eder.
7. (Kurban kesmeyen) Allahsızların gâyesi, neticesi ve sonu intihardır. Kendi kendilerini katlederek ebedî cehenneme yuvarlanır giderler.

ŞEHİDLERİN TEMENNİLERİ
Şehidler (Ve türiket alâ hâlihâ: Şehidler oldukları hal üzere bırakılırlar) dır.
Kıyâmet gününde şehidlere ne istedikleri sorulunca; “Ya Rabbi biz şehid olurken tam olacağımız sırada Senin Cemâl-i İlahîni müşâhede ettik. Bizi tekrar dünyaya gönder. Yeniden şehid olalım, Cemal-i İlahiyeni bir daha müşâhede edip gelelim” derler.
Çünkü şehâdet zamanında (ruhlarını teslim ederken) aldıkları lezzeti hiç bir yerde bulamazlar. O tadı unutamadıkları için (tekrar) dünyaya gelip hiç durmadan (tekrar tekrar) şehid olup gitmeyi isterler.

Şehidlik çok büyük bir mertebedir. Bittabîi, bu (hakîki şehidlik rütbesi, ancak) İ’lâ-i Kelimetullah (Allah’ın Dîninin yüceltilmesi ve ulaşmadığı yerlere ulaştırılması) ve harb-i manevî uğruna şehid olan ehl-i iman (Allah’a ve Allah’tan gelenlere, Peygambere ve Paygamberin Allah’tan getirip tebliğ ettiklerine inananlar) içindir.

KURBANLAR DA ŞEHİDDİR
Kurbanlık hayvanlar da şehiddir. Çünkü onlar Allah Teâla’nın ermine boyun eğerek kesilirler.
(Kurban edilecek) hayvan, kesileceğini bilir. Mevlâ ona ilham eyler. Onun için kesmeden önce onu hıpralamamalı, bilhassa kesileceği yere götütürken sürüklememeli. Çünkü bu eziyettir.

Keserken canı çabuk çıksın diye iliklerini dahi kesmek doğru olmaz. O hayvan bizim için canını fedâ ediyor. Ne mutlu ona. (Bu sebeple) ona (kurban edilecek hayvana) eziyet haramdır.

KURBAN KESERKEN NE DEMELİ?
Kurbanı keserken şöyle demeli: “Ya Rabbi, benim şu vücudum (sana karşı çok hata işledi) çok isyankardır. Onu âzat ettirebilmem (hatalarımı bağışlattırabilmem) için kendimi Senin yolunda fedâ edip kanımı akıtmam lazım. Bunu ise, Sen haram kıldın. Senin rızân için kendi yerime bu hayvanı kesiyorum. Vücûduma bedel bunu benden kabul buyur Allah’ım.” diye iltica edip öyle kesmelidir.
NOT: Ödemişli Merhum Ziya Sunguroğlu’nun Notları’nın Osmanlıca ilk Baskısının ;33-35 ve 109’uncu sayfalarıdan alınmıştır. (H.A.)

ZENGİN BABANIN ÇOCUKLARI İÇİN KURBAN KESMESİ HAKKINDA BİR TEDKİK
Bazı Kurban Risâleleri ile kurban buroşürlerinde; “Kurban Kimlere Vâciptir” başlığı altında verilen bilgiler kısmında;
Nisâba mâlik olmak,(Sadaka-i fıtır verebilecek kadar zengin olmak), İmâm-ı Âzam efendimizden: “Nisâba mâlik olan babanın, çocuğu adına sadaka-i fıtır vermesi vâcip olduğu gibi, kurban kesmesi de vâcibdir”. (Fethu’l-Kadir:cild 8, sahife 423) diye de kaynak gösterilmektedir.

Bazı meclislerde bu konunun müzakere edildiğine ve ciddi tartışmalara sebep olduğuna şâhid olduğumuz için bu mesele üzerinde; Din kardeşlerimizi ihtilaftan kurtarmak maksadı ile “Zengin Babanın Küçük Çocukları İçin Kurban Kesmesi Hakkında Bir Tetkik” başlığı altında bir çalışma ve açıklama yapma zarûreti hâsıl olmuştur.

Bahse konu olan mesele; Kemal Bin El Hümâm (r.h.)’ın Fethu’l-Kadir adlı eserinin Arapça orjinal nüshasının 22. cildi, 73 ve 74’üncü sahifelerinde geçmektedir.

İlgili metnin tercümesi:
Kurban kesmenin vâcip olması için nisab (zenginlik) miktarı, sadaka-i fıtır gibidir. Oruç bahsinde geçtiği gibi, üzerine sadaka-i fıtır vâcip olanın kurban kesmesi de vâciptir. Kurban kesmenin vakti ise, kurban bayramına mahsus bir vazife olduğu için bayram günleridir.

Kurban, kişinin (mükellefin) kendi nefsinden dolayı vâcip olur. Çünki, üzerine vâcip olması hususunda kendi nefsi asıldır.

İmâm A’zam Ebû Hanife rahimahümAllah’tan Hasan’ın (?) rivâyeti ne göre; Baba üzerine küçük çocuğu için de kurban kesmesi vâcip olur. Çünki, sadaka-i fıtır’da olduğu gibi, küçük çocuğu babanın kendi nefsi manâsında olup, ona dâhildir. İmâm A’zam Ebû Hanife rahimahüllah’tan “zâhirur-rivâye” ile, çocuğundan dolayı baba’ya kurban vâcip olmaz diye rivâyet olundu. Sadaka-i fıtır bunun hilâfınadır yani baba çocukları adına sadaka-i fıtır vermekle mükelleftir. Çünkü burada sebeb, babanın ev’in reisi olması, çocukların bakım ve korunması gibi her türlü sorumluluğun da baba üzerine olmasıdır.

Kurb’da (Allah’a karşı rızasını kazanmak için yapılması gereken vazife, bu kurban da olabilir) asl olan, başkasından dolayı birinin üzerine vâcip olmamakdır.

İşte bu sebepten dolayı, kölesi için efendi üzerine her ne kadar sadaka-i fıtır vâcip ise de, kurban vâcip değildir.
İmâm-ı A’zam ile İmâm Yusuf’a (rahimahümeAllah) göre: Eğer çocuğun kendi malı var ise, babası veya vâsî kurban keser.
Vâsî: (bir yetim’in veya akılca zayıf ve hasta olan bir kimsenin malını idare eden kişi dir.)
Velî veya vâsî çocuğun malından çocuk adına (bir mecbûriyet olmamakla beraber) kurban keser. İmâm Muhammed, İmâm Züfer ve İmâm Şafii rahimahümüAllah’a göre ise; “Zengin baba, çocuğu adına kendi malından kurban keser, çocuğunun malından değil”.
Yine denildi ki; bunların hepsinin kavline göre; küçük çocuğun malından kurban câiz olmaz.

ZÂHİR-İ RİVÂYET’İN AÇIKLAMASI:
Yukarıda: İmâm A’zam Ebû Hanife rahimahüllah’tan (“zâhirur-rivâye” ile, çocuğundan dolayı baba’ya kurban vâcip olmaz diye rivâyet olundu). ibaresi geçti.
Zâhirur-rivâye ne demektir? Şimdi onu inceleyelim.
Zâhir-i Rivâyet; Hanefiye’de Ashab-ı Mezhebden rivâyât-ı sahîhe ile (Hanefi mezhebi mümessillerinden sahih rivâyetler ile) mütevâtir veyâ meşhûr olarak sâbit olan mes’eleler ki, bilhassa Eimme-i Selâse’den (üç İmamdan) rivâyet edilmiş olanlarda gâlip ve şâyîdir (yaygındır.)

İmam Muhammed’in kitaplarından Kütüb-i Sitte denilen, a) Mebsut, b) Ziyâdât, c) Câmi-i Sağîr, ç) Câmi-i Kebîr, d) Siyer-i Sağîr, e) Siyer-i Kebîr adlarındaki altı kitap İmâm Muhammed’den güvenilir rivâyetlerle sâbit bulunduğundan bu kitaplara Kütüb-i zâhir-i rivâyet denilmiş ve bunlardaki mes’elelere de “zâhir-i rivâyet” denilmiştir. Binâenaleyh, zâhir-i rivâyet; İmâm Muhammed’in kütüb-i sitte’sinde sâbit olan mes’eleler diye ta’rif olunur, ki mezkür kitaplara “Usûl” dahi tesmiye edilir. (İslâm Hukûku ve Fıkıh Istılahları Kâmusu C,5 Sayfa 419 Elmalılı M. Hamdi Yazır)

NETİCE OLARAK;
Kemal Bin El Hümam RahimAhüllah’ın Fethul Kadir adlı Arabca eserinden kelime kelime yapılan tercüme ve akabinde kaynağı gösterilerek “zâhiru rivâye” üzerine yapılan açıklamaya göre; Mezkür (Kurban Risâleleri ile kurban buroşürlerinde); “Kurban Kimlere Vâciptir” başlığı altında verilen bilgiler kısmında;
İmâm-ı Âzam efendimizden: “Nisâba mâlik olan babanın, çocuğu adına sadaka-i fıtır vermesi vâcip olduğu gibi, kurban kesmesi de vâciptir.” ifadelerinin (Hanefi Mezhebine mensup Müslümanlar arasında) ihtilafa sebep olmaması için kaldırılması uygun olacaktır.

Çünki; (İmâm-ı Âzam (r.h.)’dan Hasan’ın rivâyetine göre diye, meşhur ve ma’ruf olmayan bir şahsın rivâyeti delil gösterilmiştir. Halbuki, aynı eserde ve aynı rivâyetin hemen akabinde; (İmâm A’zam Ebû Hanife rahimahüllah’tan) zâhirur-rivâye ile, rivâyet olundu ki; “Çocuğundan dolayı baba’ya kurban vâcip olmaz” denilmektedir.

KURBAN BAYRAMINA MAHSUS BİR VECÎBE: TEŞRIK TEKBIRLERI:
Kurban Bayramına mahsus bir başka vecîbe de “Teşrik Tekbirleri”dir. Zilhicce’nin dokuzuncu günü, yâni Kurban Bayramı’nın arefesinin sabah namazından sonra başlayarak, bütün farz namazların arkasından cemaatle olsun - yalnız olsun, kadın-erkek, her Müslüman üzerine, Bayramın dördüncü günü Ikindi namazına kadar (Ikindi namazı dâhil) 23 vakit tekbir getirmek: yani (Allahü ekber, Allahü ekber, lâ İlâhe illAllâhü vAllâhüekber, Allahü ekber velillâhil hamd demek) vâciptir.

Bakara Sûresinin “Sayılı günlerde Allah’ı zikrediniz”meâlindeki 203. âyet-i kerimesi teşrik tekbirine işâret etmektedir.

Tekbirler, farz namazın selâmına bitişik olarak yani arada başka bir şey okunup yapılmadan getirilmelidir.

Şâyet herhangi bir namazdan sonra tekbir getirilmesi unutulursa, teşrik günlerinde kılınacak bir namazın farzını müteâkip kâzâ edilmesi îcâbeder. Teşrik tekbiri günlerinde farz namazlardan herhangi biri vaktinde kılınamaz kazaya kalırsa, kazaya kalan bu namaz yine teşrik günlerinde kılınırsa tekbirler de kaza edilir.

Teşrik günlerinde namazı kazaya kalan kimse, teşrik günleri dışında namazını kaza ettiği zaman, tekbir getirmesi icabetmez. Kadınlar bu tekbiri gizli olarak getirirler.

TEŞRİK TEKBİRİ’NİN TARİHÇESİ
Teşrik tekbiri, ilk def’a Cebrâil aleyhisselâm’ın, İbrâhim ve İsmâil aleyhimesselâm’ın üçünün ayrı ayrı okudukları lafızlardan oluşmuş olup, bu üç büyük zâtın sünnetidir.
Halîlullah İbrâhim aleyhisselâm oğlu İsmâil aleyhisselâm’ı kurban etmek gibi büyük bir imtihana tabi tutulduğunda, oğlunu kurban etmek için yanı üzere yere yatırıp, önceden hazırladığı keskin bıçağı boğazına çaldığı anda, Cebrâil aleyhisselâm İsmâil aleyhisselâm’ın canına bedel olarak Cennet-ül â’lâdan büyük bir Koç ile gelirken “Allahü Ekber, Allahü Ekber”diyerek gelmiştir. Cebrâil (a.s.)’ın koç ile geldiğini gören İbrahim aleyhisselâm, “Lâ İlâhe illAllahü vAllahü Ekber” Canına bedel olarak Allah tarafından koç gönderilidğini gören İsmâil (a.s.)‘da “Allahü Ekber ve Lillahil hamd” demiştir.

İşte Teşrik Tekbiri böyle bir sünnetin ihyâsıdır.

Kurban hakkında herşey  
 
İsim
Email