PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN HACCI
ImageRasûlüllah sallAllahü aleyhi vesellem’in Haccı’nı en geniş şekilde anlatan Câbir bin Abdillah (r.a.) olmuştur.


(HACCET-ÜL İSLAM)
(Hicrî 10, Milâdî 22 Şubat-27 Mart 632)
Rasûlüllah sallAllahü aleyhi vesellem’in Haccı’nı en geniş şekilde anlatan Câbir bin Abdillah (r.a.) olmuştur.

Konu; Sahîh-i Müslim’de “Peygamber sallAllahü aleyhi vesellem’in Haccı Bâbı” başlığı altında tafsilâtı ile kaydedilmiştir.

Sünnet-i Rasûlüllah üzere Hac yapmak isteyen mü’minlere faydalı bir rehber, bu satırları yazan fakîr için de rızâ-i İlâhî’ye nâiliyete vesîle olması ümîdi ile mezkûr hadis-i şerif ve güvenilir siyer kitapları esas alınarak hazırlanmış olan bu mütevâzî araştırma ile, Allah Rasûlü’nün (s.a.v.) Haccı vakitli olarak nakledilmeye yani Rasûlüllah (s.a.v.)’in o büyük, eşsiz ve muhteşem yolculuğu boyunca nerede ne yaptığı, ashâbına ve onların şahsında kıyâmete kadar gelecek ümmetlerine ne gibi tavsiyelerde bulunduğu derli toplu bir hâlde takdim edilmeye çalışılmıştır.

RASÛLÜLLAH’IN (S.A.V.) HAC HAZIRLIĞI
Câbir bin Abdillah (r.a.) anlatıyor. Rasûlüllah (s.a.v.) Medîne-i Münevvere’de haccetmeden dokuz sene durdu. Sonra onuncu sene, Cenâb-ı Hak’tan gelen emir üzerine kendisinin haccedeceğini bildirdi ve Zilkâde ayında hacca hazırlandı, Medine-i Münevvere’deki Müslümanlara da haccetmek üzere hazırlanmalarını emir buyurdu.

Ayrıca, Medine-i Münevvere dışındaki Müslümanlara da bu maksatla hazırlanıp Medine-i Münevvere’de toplanmaları için haber gönderdi. Bu haber üzerine, haccetmek arzusunda olan on binlerce Müslüman Medine-i Münevvere’ye akın etmeye başladı. Çok geçmeden Medine-i Münevvere Rasûlüllah (s.a.v.) ile birlikte haccetmek isteyen îmân ve İslâmın nuruyla münevver simalarla dolup taştı.

Şehrin etrafında çadırlar kuruldu. Müslümanlar eşsiz bir bayram sevinci yaşarken, Resûlüllah (s.a.v.)’de tebliğ ettiği azametli dâvânın muazzam neticesini görmenin huzur ve saâdeti içinde Cenâb-ı Hakka hamdediyordu.

RASÛLÜLLAH’IN (S.A.V.) MEDİNE-İ MÜNEVVEREDEN AYRILIŞI
Câbir bin Abdillah (r.a.) anlatmaya devam ediyor.
“Zilkâde ayının çıkmasına beş gün vardı. Günlerden Cumartesi idi. Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, Medine-i Münevvere’de yerine Ebû Dücâne es-Sâidî’yi (r.a.) vekil tayin ettiğini ilan buyurdu.

Sonra, Hâne-i Saâdetlerine geçti, gusül abdesti aldı, güzel kokular süründü, yeni elbiseler giydi. Öğleye doğru Hâne-i Saadetlerinden çıkıp Mescid’e (Mescid-i Nebevî) geldi. Öğle namazını kıldırdı.

25 Zilkâde Cumartesi günü öğle namazından sonra Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimiz önde, etrafını nurânî halkalar halinde sarmış olan on binlerce Müslüman arkasında, Medine-i Münevvere’den hareket ederek, 4 mil kadar (yaklaşık 9 km) uzaklıktaki Zülhuleyfe mevkiine vardık” diyor ve anlatmaya devam ediyor.

Rasûlüllah (s.a.v.) bu büyük yolculuğun ilk gecesini, muazzam cemaatıyla Zü’l-Huleyfe’de geçirdi.
Zü’l-Huleyfe: Medine-i Münevvere’nin mîkat mahallidir.

Medine-i Münevvere’liler ile Ka’be-i Muazama’ya gitmek üzere buradan geçenlerin ihrama girmeleri gereken yer olup, Mekke-i Mükerreme’ye 464 km uzaklıktadır.

Ertesi günü, 26 Zilkâde Pazar, Rasûlüllah (s.a.v.) öğle namazını burada edâ ederek ihrama girdi ve herbiri insanlık âleminin birer yıldızı olan Sahabîleriyle birlikte Mekke-i Mükerreme’nin yolunu tuttu.

Sonra, 41 km mesafedeki Melel’de sabahlayıp, es-Seyyâle tepesine vardı, akşam yemeğini yeyip akşam ve yatsı namazlarını burada kıldı.

Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimiz bütün Ezvâc-ı Tâhirâtı (muhtereme hanımları) ile hayattaki tek evlâdını Fâtımat-uz-Zehrâ (r.a.)’yı da bu büyük yolculukta beraberinde götürdü.

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, en önde devesi Kasvâ’nın üzerinde idi. On binlerce Sahabî o Mânevi Güneşin etrafında yörüngelerini kaybetmeyen gezegenleri andırıyordu. Dillerde sadece telbiye vardı:
“Lebbeyk Allahümme Leybeyk. Lebbeyke lâ şerîke leke Lebbeyk. İnnelhamde venni’mete leke ve’l-mülk. Lâ şerike leke.”
Sanki yeryüzü bir ağız olmuş, aynı “telbiye”yi yüzbinler aynı dil ile tekrarlıyordu.

Ayrıca, Rasûlüllah (s.a.v.) Hac yolculuğu boyunca Ka’be-i Muazzama’ya varıncaya kadar sık sık “Allahümme innî eselüke rızâke vel cennete, ve eûzü bike min sahatike vennâr.” Allahım rızânı ve cennetini istiyorum. Gadabından ve cehennemden sana sığınıyorum” duâsını okudu.

Yolculuk devam ediyor, Fahr-i Âlem (s.a.v.) Efendimiz ve Sahabîlerin sevinç ve heyecanına âdeta yer ve gök iştirak ediyordu.

27 Zilkâde Pazartesi: Sabah namazını 71 km mesafedeki Irku’z- Zabye’de kıldı.
Sonra 3 km ilerideki Rahva’ya vardı. Oradan Munsaraf’a geçip ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kılarak akşam yemeğini burada yedi.

28 Zilkâde Salı: Sabah namazını 110 km mesafedeki el-Esaye’de kılıp 3 km ilerdeki Arc’a vardı.
Lahyey Cemel’e varınca ihramlı olduğu halde başının ortasından hacamat yaptırdı.
29 Zilkâde Çarşamba: Sukya’ya ulaştı.
1 Zilhicce Perşembe: Sabahleyin Medine-i Münevvere’ye 190 km uzaklıktaki Ebvâ’ya vardı.
2 Zilhicce Cuma: Cuhfe’ye ulaştı.
Cuhfe; Şam’dan ve Şam yönünden gelenlerin Türkiye’de dahil, mîkâtı olup Mekke-i Mükerreme’ye 320 km mesafededir. Rasûl-ü Ekerem (s.a.v.) Cuhfe’de ihrama girilen mescidde namaz kıldı.

3 Zilhicce Cumartesi: Kudey’e vardı. Muşellel mescidinde namaz kıldı.

4 Zilhicce Pazar: Mekke-i Mükerreme’ye 80 km mesafedeki Usfan’a, oradan da Ğamîm’e vardı.

5 Zilhicce Pazartesi: Gün batımında Mekke-i Mükerreme’ye 22 km mesafedeki Merru’z-Zehran’a vardı.Geceyi Seniyyeteyn ile Kuda arasında geçirdi.

6 Zilhicce Salı: Sabahleyin gusledip Kasvâ adlı devesi üzerinde Kuda’dan Ebtah’a geldi.

Medine-i Münevvere’den on binlerle yola çıkan Allah Rasûlü, Fahr-i Âlem (s.a.v.) Efendimiz, etraftan gelenlerin de katılmasıyla yüz bini aşkın ashâbı ile birlikte Mekke-i Mükerreme’ye ulaştı.

Mekke-i Mükerreme’ye Seniyyetü’l-Kedâ denilen yerden, Ka’be-i Muazzama’ya ise, Benî Şeybe kapısında girdi.

Kâbe-i Muazzama’yı görünce, “Yâ Rabbi! Bu muazzam mâ’bedin azamet, şeref, kerâmet ve mehâbetini arttır” diye duâ etti. Bundan sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Beytullaha vardı. Hacerü’l-Esvedi istilâm etti ve o köşeden Kâ’be-i Muazzamayı tavafa başladı.

Tavafın ilk üç devresinde adımlarını kısaltıp, omuzlarını silkelemek suretiyle hızlı ve çalımlı bir şekilde yürüdü. Kalan dört devresini ise ağır ağır, vakarla yürüyerek tavafını tamamladı. İçerisine de girdiği Kâ’be-i Muazzama’nın etrafını yedi defa tavaf ettikten sonra, Makâm-ı İbrâhim’e vardı. Orada iki rekât namaz kıldı.

Namazın birinci rek’atinde Fâtihadan sonra, Kâfirûn sûresini, ikinci rekatte ise İhlâs sûresini okudu.

Sonra tekrar dönüp Hacerü’l-Esvedi istilâm etti.
Bu esnada Hazreti Ömer’e, “Ey Ömer! Sen, güçlü kuvvetlisin. Sakın Hacerü’l-Esvede yetişmek için başkasına omuz vurma! İnsanları, güçsüzleri rahatsız etme!

Eğer, tenhâ bulursan onu istilâm et! (selâmla ve öp) Yok tenhâ bulamazsan, uzaktan istilâm et! el sürüp öpme işareti yap ve kelime-i Tevhid oku, tekbir getir” buyurdu.

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, bundan sonra Safâ Tepesine çıktı. Ve;
“Şüphesiz Safâ ile Merve Allah’ın alâmetlerindendir. İmdi, her kim Kâ’beyi hacceder veya umre (ömre) yaparsa, onların ikisini de tavaf etmesinde bir günah yoktur. Ve her kim gönlünden koparak bir hayır işlerse iyi bilsin ki, Allah şükrün karşılığını veren ve her şeyi hakkıyla bilendir”. Âyet-i kerîmesini okudu. (Bakara: 158)

Orada Cenâb-ı Hakka hamd ve senâda bulunduktan sonra Safâ ile Merve arasında yedi kere sa’y etti.

Sa’y yaptıktan sonra Mekke-i Mükerreme’deki evlerde kalmayıp, çadırını Ebtah’a kurdurdu (ve ashâbı ile birlikte kalmayı tercih etti).

7 Zilhicce Çarşamba: Resûl-i Kibriyâ (s.a.v.) Efendimiz Kâ’be-i Muazzama’da öğle namazından sonra ashâbına hitâbetti.

8 Zilhicce Perşembe: günü Mina’ya gitti. Öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını orada cemâatla edâ etti. Geceyi orada geçirdi.

9 Zilhicce Cuma: Sabah namazını edâ ettikten sonra güneş doğuncaya kadar biraz Mina’da durdu.

Kendisine Nemira denilen yere, kıldan bir çadır kurulmasını emir buyurdu. Sonra Arafat’a doğru hareket etti. Bu sene Hac, Haccı Ekber idi.

Arafat yolunda Ashab-ı Kiramın getirdiği telbiye ve tekbirlerle âdeta yer gök çınlıyordu.

Kureyşliler, kendilerinin câhiliyet devrinde yaptıkları gibi, Rasûlüllah’ın (s.a.v.) da Meş’ar-ı Haram’da durarak vakfa yapacağını umuyorlardı.

Rasûlüllah (s.a.v.) Cenâb-ı Hak’tan aldığı emir ile orada durmadı, o yeri geçerek Arafat’a vardı. Ve Nemira denilen yerde çadırının kurulduğunu görerek, oraya indi.

Güneş zevâle (baş ucunda bulunma zamanına) inince Kasvâ’nın hazırlanmasını emir buyurdu ve hayvana semer vuruldu.

Bundan sonra, Rasûlüllah (s.a.v.) Urane vâdisine geldi , Allah’a hamd ve senâdan sonra hususî olarak o sırada hazır bulunan yüz bini aşkın (güvenilir âlimlerin tesbit ve ifâdelerine göre;124.000) sahabîye, umumî olarak da, bütün Müslümanlara, bütün insanlığa değişmez, eskimez ölçüler ihtivâ eden meşhûr vedâ hutbesini okudu.

RASÛLÜLLAH’IN VED HUTBESİ
Bismillâhirrâhmânirrahîm.

Ey insanlar!
Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım.

Ey İnsanlar!
Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu beldeniz (Mekke-i Mükerreme) nasıl mukaddes bir belde ise, Rabbinize kavuşuncaya kadar kanlarınız, mallarınız, ırzlarınız da öylece mukaddesdir, her türlü taaddî ve tecâvüzden masun, birbirinize haramdır.

Ey Eshâbım!
Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın, Benden sonra, eski dalâletlere dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız!…

Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsin. Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak muhâfaza etmiş olur.

Ey Eshâbım!
Kimin yanında bir emânet varsa onu sâhibine versin. Borç mutlaka yerine verilecektir. Kiralanan şey sâhibine iâde edilecektir. Hediyeler, hediye ile karşılanır. Başkalarına kefil olanlar, kefâletin mes’ûliyetini de üzerine almış olur.

Câhiliyet devrine âit fâizin her çeşidi mülgâdır, ayağımın altındadır. Lâkin, borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulm olununuz.

Allâh’ın emri ile fâizcilik, artık yasaktır. Câhiliyyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz; Abdülmuttalib’in oğlu amcam Abbas’ın fâizidir.

Ey Eshâbım!
Câhiliyet devrinde güdülen kan dâvâları da kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan dâvâsı; Abdulmuttalib’in torunu Rebîa’nın kan dâvâsıdır. Câhiliyyetten kalan örf ve âdetler de kaldırılmıştır. Ancak, Kâbe’ye dâir sidânet (hizmetçilik) ve hacca gelenlere sâkilik yapma âdetleri bâkidir.

Kasıtla öldürülen, kısas edilecektir. Sopa ve taşla öldürülen ise kasten öldürülmüşe benzer. Sopa ve taşla öldürülenin yüz deve diyet hakkı vardır. Bunu arttıran câhiliyyet devrinin insanı gibidir.

Ey İnsanlar!
Artık şeytan, sizin şu topraklarınızda nüfuz ve saltanatını kurmak kudretini ebediyyen kaybetmiştir. Fakat, size bu saydığım şeyler haricinde, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız, onu memnun edecektir. Dîninizi korumak için bunlardan kaçınınız.

Ey İnsanlar!
Haram ayların yerlerini değiştirip ertelemek, inkarcılıkta gerçekten ileri gitmektir. Kâfirler böylece sapıyorlar. Allâh’ın haram kıldığı ayların sayısına uydurmak için onu bir yıl haram, bir yıl helâl sayıyorlar. Böylece, Allâh’ın haram kıldığını helâl saymış oluyorlar.

Zaman, Allah (c.c)’nün gökleri ve yeri yarattığı günden bu yana aynı şekilde devam ediyor. Hakîkatte, Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden bu yana 12 aydır. Bu hakîkat, Allâh’ın kitâbında mevcuttur. Bu aylardan dördü, harem aylarıdır.

Bunlardan üçü, birbirini tâkip ederler. Yalnız biri tekdir. Birbirini tâkip edenler; Zilkâde, Zilhicce ve Muharrem’dir. Cemaziyel-Âhir ile Şaban arasında bulunan Recep ayı ise tek olan harem aydır.

Ey İnsanlar!
Kadınlara hayırla muâmele etmenizi ve Allah’dan korkmanızı tavsiye ederim. Çünkü onlar emriniz altındadır.

Siz kadınları Allah emâneti olarak aldınız ve onların nâmuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz.

Şunu biliniz ki; Sizin kadınlar üzerinde haklarınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır.

Sizin kadınlar üzerindeki haklarınız; yatağınızı yabancılardan korumaları ve müsâadeniz olmadıkça, hoşlanmadığınız bir kimsenin evinize girip, oturmasına müsâade etmemeleridir. Hiçbir kadın erkeğinin izni olmaksızın evinden bir şey harcayamaz!

(Eshâbdan bâzıları; “Yemek de mi veremez?” deyince, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Yemek insanların en üstün malıdır”.)

Şâyet kadınlarınız, bu yasaklardan birini yaparlarsa; onlardan ayrı yatın ve yaralamadan, berelemeden hafifce dövüp vazgeçirin. Eğer size itaat ederlerse, onların aleyhine yürümek için başka yol aramayın, daha ilerisine geçmeyin.

Kadınlarınızın da sizin üzerinizdeki hakları; mağruf olan şekliyle (şer’î ahkâma göre), her türlü yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

Kölelerinize gelince; onlara yediğinizden yedirmeğe, giydiğinizden giydirmeğe dikkat ediniz. Affedemeyeceğiniz bir hata yaparlarsa asla eziyet etmeyiniz! Onları satılığa çıkarınız. Çünkü onlar da Allâh’ın kullarıdır.

Ey Mü’minler!
Sözümü iyi dinleyiniz, iyi anlayınız ve iyi muhafaza ediniz! Muhakkak ki Rabbiniz birdir. Babalarınız da birdir. Hepiniz Âdem’densiniz, Âdem (a.s) da topraktandır.

Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Allah katında en hayırlınız, Allah’dan en çok korkanınızdır.

Arabın Aceme, Acemin de Arapa, sarı ırkın siyah ırka, siyah ırkın da sarı ırka üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvâ iledir.

Din kardeşlerinize âit olan herhangi bir hakka tecâvüz, başkasına helâl değildir.

Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olsun. Haksızlık da yapmayın! Haksızlığa boyun da eğmeyin!.

Ey Eshâbım!
Nefislerinize de zulmetmeyiniz. Nefislerinizin de üzerinizde hakkı vardır.

Ey İnsanlar!
Allah’dan korkun. Halîfe (emir) olarak başınıza; burnu, kulağı kesik siyâhî bir köle dâhi seçilmiş olsa, Allâh’ın Kitâbı’yla hükmettiği müddetçe onu dinleyin ve ona itâat edin.

Ey İnsanlar!
Allah, her hak sâhibine hakkını Kur’ân’da vermiştir. Vâris için vasiyyete lüzum yoktur. Mirasçının haricinde olanlara vasiyyetse, terekenin (geride bıraktığının) sâdece üçte biri hududunda câizdir.

Çocuk kimin döşeğinde doğmuş ise, ona âittir. Zinâ eden için mahrûmiyyet vardır. Bunların hesapları Allâh’a âittir. Babasından başkasına neseb iddiâ eden soysuz veya efendisinden başkasına intisâba kalkan nankör, Allâh’ın gazâbına, meleklerin ve bütün insanların lânetine uğrasın! Cenâb-ı Hakk, bu gibi insanların ne tövbelerini, ne de adâlet ve şehâdetlerini kabul eder. Böyle bir kişiden ne mal, ne de can fedâkârlığı kabul edilemez!

Ey İnsanlar!
Her suçlu kendi suçundan bizzat kendisi mes’ûldür. Hiçbir babanın işlediği suçun cezâsını evlâdı çekemez. Hiçbir evlâdın suçundan da babası mes’ûl edilemez.

Ey İnsanlar!
Size iki emânet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız! O emânetler, Allâh’ın Kitâbı Kur’ân ve O’nun Rasûlünün Sünnetidir.

Ey Mü’minler!
Allah’dan korkun! Beş vakit namâzınızı kılın! Ramazan ayındaki oruçlarınızı tutun! Mallarınızın zekâtını verin! Sizden olan emirlerinize itâat edin ki Rabbinizin cennetine giresiniz.

Ey İnsanlar!
Ben, hepinizden önce Kevser Havuzu’na varacağım. Sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşi iftihar edeceğim. Benim yüzümü kara etmeyin.

Ben birtakım insanları kurtaracağım. Bir takımları da benim kendilerini kurtarmamı isteyecekler,

Ben; “Yâ Râb! Bunlar, Benim Eshâbımdandır, bunlar da “ümmetim” diyeceğim.

Allâhü Teâlâ ise; “Sen, onların Senden sonra ne yaptıklarını bilmezsin!” buyuracak.

Ey Nas!
Aşırı gitmekten sakının. Geçmiş ümmetlerin hel3ak olmalarının sebebi; Dinde aşırı gitmeleri idi.
Hac usullerini benden öğrenin!
Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmamalısınız:
Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayın.
Allah’ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyin. Zina etmeyin.
Hırsızlık yapmayın.

Ben, insanlar “Lâ ilâhe illAllah” deyinceye kadar onlarla cihâd etmek üzere emrolundum.

Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allah’a âittir.

Ey Nâs!
Yarın Beni sizden soracaklar. Ne diyeceksiniz?
Risâletimi tebliğ ettim mi? İlâhi vazîfemi yaptım mı?”


Bütün Eshâbı Kirâm; “Evet, yemin ederiz, Allâh’ın risâletini tebliğ ettin, vazîfeni yaptın. Bize vasiyyet ve nasîhatte bulundun. Böylece şehâdette bulunuruz.” dediler.

(Bunun üzerine Rasûlü Ekrem (s.s.s.) mübârek şehâdet parmağını göğe kaldırıp sonra da cemâat üzerine çevirip indirerek;) şöyle buyurdu.
ŞÂHİD OL YÂ RAB!
ŞÂHİD OL YÂ RAB!
ŞÂHİD OL YÂ RAB!

ARAFAT’TA ÖĞLE VE İKİNDİ NAMAZLARININ BİRLİKTE KILINIŞI
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, bütün insanlığa en yüksek ve kudsî bir ders olan “Vedâ Hutbesi”ni bitirince Bilâl-i Habeşî’ye (r.a.) Ezan okumasını emir buyurdu.

Bilâl-i Habeşî (r.a.) Ezân-ı Muhammedîyi okumaya başladı. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz ve Ashab-ı Kiram, huşû içinde Ezân-ı Muhameddî’yi dinlediler.

Ezân-ı Muhammedî bitince, Hazreti Bilâl (r.a.) kâmet getirdi.

Fahr-i Kâinat (s.a.v.) Efendimiz, o muhteşem cemâata imam olup önce öğle namazını kıldırdı.

Sonra Hazreti Bilâl’e (r.a.) tekrar kâmet getirmesini emir buyurdu. Hazreti Bilâl (r.a.) tekrar kâmet getirdi. Rasûlüllah (s.a.v.) ikindi namazını kıldırdı. Bunların arasında başka namaz kılmadı.

Böylece Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, bir ezan ve iki kâmetle iki vaktin namazını birleştirdi.

(Buna cem’i takdim, ikindi namazını öğle vaktinde kılmak sûretiyle iki namazı birleştirerek kılmak denir.)

Rasûlüllah (s.a.v.) bundan sonra vakfe yerine geldi. Devesi Kasvâ’nın göğsünü kayalara doğru çevirdi. Yayaların toplandığı yeri önüne aldı ve kıbleye döndü. Artık güneş kavuşuncaya kadar vakfe hâlinde kaldı.

RASÛLÜLLAH’IN İRTİHÂLİNİN YAKLAŞTIĞINI BİLDİREN İLK İŞÂRET
İkindiden sonraydı, vakit akşama yakındı. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, devesi Kasvâ’nın üzerindeydi. Bu sırada şu âyet-i kerime nâzil oldu: “Bugün kâfirler, Dininiz (i engellemek) ten ğmidlerini kestiler; artık onlardan korkmayın, Ben’den korkun. Bugün sizin için Dininizi kemâle erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Size Din olarak İslâm’a râzı oldum.” (Mâide: 3)

Bu âyet-i kerîme, Rasûlüllah’a (s.a.v.) inen son ahkâm ayetidir. Bundan sonra haram ve helâle dair bir âyet inmemiştir. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, kendisine gelen vahyü İlâhîyi ve nâzil olan bu âyeti kerimeyi Ashâbına bildirince, Ashâb-ı Kiram son derece sevinip ferah duydular.

Ancak sevinemeyen biri vardı. O Ebû Bekir (r.a.) idi ve ağlıyordu. Sahabîler, bu sevinçli ve büyük günde Ebû Bekir’in (r.a.) ağlamasına bir mânâ veremediler.

Niçin ağladığını sorduklarında, “Bu âyet, Resûlullah’ın (s.a.v..) irtihâlinin (bu dünyâdan ayrılışının) yakın olduğuna delâlet ediyor. Onun için ağlıyorum” cevabını aldılar.

O’na göre, bu âyet-i kerîme, Fahr-i Kâinat (s.a.v.) Efendimizin dünyadan göç etme zamanının yaklaşmış olduğuna ilk işâret idi. Çünki, Yüce Allah (c.c.) adına, elçisi tarafından kullara tebliğ edilmesi gereken şeyler bittiğine, üzerindeki nimet tamalandığına ve Dinin sâhibi tarafından ikmâl edilmiş olduğunun bildirildiğine göre, İlahî mesajları tebliğ eden Zât’ın vazifesi de son bulacak demekti.

İşte bunun için, Hazreti Ebû Bekir’in (r.a.) söylediği ve anladığı sır gerçekten doğru idi.

ARAFAT’TAN MÜZDELİFE’YE GEÇİŞ:
Zilhicce’nin 9.Cuma günü, güneş battıktan sonra Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimiz devesi Kasvâ’nın üzerinde: “Ey Ashâbım! Allah-ü Zülcelâl vel Kemâl Hazretleri muhakkak bu cem’inizde (Arafat vakfasında toplanmanızda) size büyük bir lütufta bulundu. Günahkârlarınızı iyilerinzie bağışladı. İyilerinize istediğini verdi. Buyurun Arafat’dan dönelim” buyurdu.

Sonra; terkisinde (devesi Kasvâ’nın üstünde arkasına oturttuğu) Üsâme bin Zeyd (r.a.) ile birlikte, Arafat’tan Müzdelife’ye doğru yola çıktı.

Rasûlüllah (s.a.v.) Kasvâ’nın yularını sol eliyle o kadar kasmıştı ki, neredeyse başı, semerinin altındaki deriye çarpıyordu.

Sağ eli ile de: Ey cemâat! Sükûneti muhafaza edin, sükûneti! diye işâret buyuruyordu.

Kum tepeciklerinden birine geldikçe hayvanın dizginini, düze çıkıncaya kadar biraz gevşetiyordu.

Nihâyet Müzdelife’ye vardı. Bu sırada akşam namazı vakti çıkmış, yatsı namazı vakti girmişti.

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, Arafatta olduğu gibi Hazreti Bilâl’e bir ezan okuttu, iki kâmetle önce akşam, arkasından da yatsı namazını kıldırdı. Aralarında hiç bir nâfile namaz kılmadı. (Buna cem’i t’ehîr denir.) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Cuma’yı Cumartesi’ye bağlayan geceyi Müzdelife’de fecir doğuncaya kadar uzanarak geçirdi. Sabah aydınlanınca bir ezân ve bir kâmetle sabah namazını kıldı.

Sonra Kasva’ya binerek Meş’ar-i Harâm’a geldi.
Meş’ar-i Harâm, Müzdelife denilen yerde bulunan bir tepe’dir. Ulemânın bazılarına göre Müzdelife’nin her yeri Meş’ar-i Harâm’dır.

Rasûlüllah (s.a.v.) Meş’ar-i Harâm’da ashabına “cemre’de (şeytan taşlamada) atılacak ufak taşları toplayınız” diye emretti ve taşların nasıl atılacağını gösterdi.

Sonra; Kıbleye karşı dönerek Allah’a duâ etti, tekbir getirdi, tehlil ve tevhidde bulundu.

Ve ortalık cidden aydınlanıncaya kadar vakfe’ye devam etti.

10 Zilhicce Cumartesi (Kurban Bayramının ilk) günü Meş’ar-ı Harâm’da vakfe’de bulunduktan sonra, güneş doğmadan yola çıktı.

Nihâyet batn-i muhassire (vaktiyle Ka’beyi yıkmak üzere gelen fil ordusunun ebâbil kuşları ile münhezim olduğu yere) vardı ve hayvanı biraz sürdü.

Sonra büyük cemre’ye çıkan orta yolu tuttu. Nihâyet ağacın yanındaki cemre’ye vardı.

Oraya birer birer yedi ufak taş attı. Onları vadinin içinden attı.
Her taş atışında “Bismillâhi Allahü ekber” diyerek tekbir getirdi.
Bu arada Ashab-ı Kiram da aynı şekilde cemre taşlarını attılar. Rasûlüllah (s.a.v.) akabe cemresini taşladıktan (büyük şeytan’ı temsil eden aleme yedi adet küçük taşı attıktan) sonra Mina’ya döndüler.

RASÛLÜLLAH’IN KURBAN KESMESİ,TIRAŞ OLMASI VE İHRAMDAN ÇIKMASI
Resûl-i Kibriyâ (s.a.v.) Efendimiz büyük şeytanı taşladıktan sonra, ihramlı olarak kurban kesme yerine gitti.

Rasûlüllah’ın (s.a.v.) Medine-i Münevvere’den bareberinde getirdiği kurbanlar ile, Rasûlüllah (s.a.v.) adına Hazreti Ali’nin (r.a.) Yemen’den getirdiği kurbanlar 100 adettiler.

Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, ömr-ü saâdetlerinin her bir senesi için bir kurban olmak üzere, atmış üç kurbanı (deveyi) bizzat mübarek elleriyle (Bismillâhi Allahü Ekber) diyerek boğazladı.

Sonra (bıçağı) Ali’ye (r.a) verdi. Geri kalanını da o boğazladı.Böylece Rasûlüllah (s.a.v.) Ali’yi (r.a.) hedyine (kurbanlarına ortak) yaptı.

Sonra her deveden birer parça alınmasını emir buyurdu. Bunlar bir çömleğe konularak pişirildi.

Rasûlüllah (s.a.v.) de, Ali’de (r.a.) Ashabla beraber develerin etinden yeyip, çorbasından içtiler.

Rasûlüllah (s.a.v.) kurbanlarını kestikten sonra saçlarını tıraş ettirdi. Ve ihramdan çıktı.

RASÛLÜLLAH’IN MÜBÂREK SAÇLARI
Rasûlüllah (s.a.v.) ihram’dan çıkarken kesilen saçlarını hâtıra olsun diye Sahabîlerine birer ikişer dağıttı. Bu da, ashabından ayrılığının yaklaştığına işâretti.

Ayrıca: “Ey insanlar! Haccın usûl ve erkânını benden öğrendiniz. Bilmem, ama belki bundan sonra benimle görüşemezsiniz” buyurarak da bu işâreti kuvvetlendirdi.

Peygamberimizin (s.a.v.) saçının ön kısmı traş edildiği sırada, Hazreti Halid bin Velid (r.a), “Yâ Resûlallah” dedi, “alnın üzerindeki saçınızdan bana verir misiniz?”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hâlid’in (r.a.) bu isteğini kabul buyurdu ve kendisine saçının ön kısmından bir kaç tel verdi, sonra o’na hayatında devamlı muzaffer olması için duâ etti. Hazreti Halid (r.a.), mübârek saçları alıp, hürmetle yüzüne gözüne sürdü, sonra da sarığının alnına gelen kısmının içine yerleştirdi.

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimizin o mübârek saç telleri ve duâsının bereketi hürmetine, Hâlid bin Velid (r.a.) girdiği her muhârebeden muzaffer çıkmıştır.

Nitekim Hâlid bin Velid (r.a.) daha sonra arkadaşlarına bu sırrı, “Ben, onu (Rasûlüllah’ın mübârek saç tellerini) hangi tarafa yönelttimse, orası fetholundu” diyerek açıklamıştır.

RASÛLÜLLAH’IN İFÂZA TAVÂFI:
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, Kurban Bayramının birinci günü öğle vaktinden önce İfâza (Ziyâret) tavâfını yapmak üzere Mina’dan Kâbe-i Muazzama’ya gitti. Müslümanlara da gitmelerini emir buyurdu. Tavâfını yaptıktan sonra öğle namazını kıldı.

Arkasından Zemzem sâkîliği (hacılara su dağıtma hizmeti) yapan Benî Abdilmuttalib’e gitti. Ve onlara:

Ey Abdilmuttalib oğulları! Suyu (Zemzemi) çıkarın!.
Su çıkarmanız husûsunda başkalarının size galebe çalacağından endişe etmesem, ben de sizinle beraber çıkarırdım; buyurdu.

Onlar da kendisine bir kova su (zemzem) takdim ettiler. Rasûlüllah (s.a.v.) bu sudan içti.

Rasûlüllah (s.a.v.) öğle namazını Kâ’be-i Muazzama’da kıldıktan sonra tekrar Mina’ya döndü.

Kurban Bayramının ikinci ve üçüncü (Zilhicce’nin 11- 13 Pazar-Salı) günlerini de Mina’da geçirdi.

Rasûlüllah (s.a.v.) şeytan taşlama günlerinde Mina Mescidinden yaya olarak küçük, orta ve akabe cemrelerine gitti.

Her birine birer birer yedi adet çakıl taşı attı. Her taşı atarken “Bismillahi Allahü ekber” diyerek tekbir getirdi.

Zilhicce’nin on üçü, Salı günü Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, Mina’dan “Muhassab” denilen taşlık yere gitti. Orada Ashab-ı Kirama nasihatlerde bulundu.

Ey Ashâbım! Allah, sözümü güzelce ezberleyip, sonra da onu duymayanlara ulaştıran kimselerin yüzünü nurlandırıp neşelendirsin. Olabilir ki, anlayan kendisinden daha iyi anlayana onu ulaştırır.

İyi biliniz ki, üç şey Mü’min ve Müslümanların kalblerine kin ve kıskançlık sokmaz.

1. Allah’ın rızasını gözeterek ihlâs ile amel,
2. Müslüman olan âmirlere nasihat ve itaatta bulunmak,
3. Müslüman cemaata îtikâd ve sâlih âmelde tâbi olmak.
Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz bu esnada sabah namazından önce, Beytullaha tavaf için gidileceğini de Ashab-ı Kirama ilân buyurdu.

HAC’DA HAYIZ GÖREN KADINLARIN DURUMU HAKKINDAKİ HÜKÜMLER
Hacc yolunda hayız gören hanımların durumunu açıklayan örnek, Âişe-i Sıddîka (r.a.)’nın durumudur.

Mü’minlerin annesi, Aişe-i Sıddîka (r.a.) Hacc yolunda, Mekke-i Mükerreme’ye sekiz- on mil mesafede bulunan “Serif” mevkiinde hayız görmeye başlamış ve hac’dan mahrum kalıyorum endişesi ile ağlamıştı.

Bu durumdan haberdâr olan Rasûlüllah (s.a.v.) “Nen var? Neden ağlıyorsun yâ Aişe? diye sormuş; Âişe-i Sıddîka (r.a.): “Yâ RasûlAllah! Namaz kılamıyorum, başkaları ihramdan çıktı ben çıkamıyorum, Beyt’i de tavâf edemedim” cevâbını verince, onu tesellî için:

“Bu Allah’ın Âdem kızlarına takdir ettiği bir şeydir. Bu iş sâde senin başında değildir. Bevl ve kazûrât gibi şeyler bütün insanlara âmm ve şâmil olduğu gibi, hayız da bütün benât-ı Âdem’in başına gelen bir haldir. Yıkan, sonra hacca niyet et.” buyurmuşlardı.

Âişe-i Sıddîka (r.a.) öyle yapmış, bütün vakfe yerlerinde (hayızlı olarak) bulumuştur. Rahatsızlık hâli bayramın günü bitmiş, temizlenerek Tavâf-ı İfâza’yı (haccın ikinci rüknü olan Ziyâret Tavâfı de denilen Farz Tavâf) yapmış, sonra Merve ile Safâ arasında sa’y yapmıştır.

Tavâf ve sa’yini yaptıktan sonra Rasûlüllah (s.a.v.): “Yâ Âişe, Haccınla ömrenin ikisinden beraberce hille çıktın (ihramdan çıkmış oldun”. Buyurunca, Mekke-i Mükerreme’ye gelmeden yolda hayız görmeye başlaması sebebiyle ömresini tamamlayamadığı için gönlü rahat olmayan Âişe-i Sıddîka (r.a.):“Yâ RasûlAllah! Ben, içimden hacca gidip, Beyt’i tavâf etmediğimi hissediyorum” demiş, bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.v.); Âişe-i Sıddîka (r.a.)’nın erkek kardeşine “yâ Abdirrahmân! Âişe’yi götür de Ten’îmden ömre yaptır! buyurdu.

Râvî, bu rada şunu da ilâve eylemiştir. “Rasûlüllah (s.a.v.) yüksek ahlâklı bir zât idi. Âişe (r.a.) bir şey arzu etti mi onun arzusunu yerine getirirdi. Bu sebeple onu (kardeşi) Abdirrahman bin Ebî Bekir’le gönderdi de Ten’îm’den ömre yaptı”.

Ten’îm: Rasûlllah’ın (s.a.v.) emri ile Hazreti Âişe-i Sıddîka’nın ömre için ihrâm’a girdiği, sonradan adına ve hâtırâsına Mescid-i Âişe’nin yapıldığı, Harem hudutlarının dışında Hill bölgesinin adıdır.

Mekke-i Mükerreme’de oturanların ömre yapmak için ihram’a girdikleri yerlerden birinin adı olup, Mekkeli’lerin mîkat mahallidir.

Ayrıca, hac ve ömre için Mekke-i Mükerreme’ye gelip te, ikinci kere veya daha fazla ömre yapmak isteyenlerin de ömre için ihr’am’a girmeleri gereken mîkat mahallidir.

HAZRETİ ÂİŞE (R.A.) HADİSİNDEN ÇIKARILAN HÜKÜMLERİN ÖZETİ
Hacc veya ömre için ihrama giren bir kadın hayız görmeye başlarsa Beytullâh’ı tavâftan başka, bütün Hacc menâsikini (vazifelerini) yerine getirir. Sadece tavâf yapamaz.

Hayız hâlinde Ka’be’yi tavâf ederse, cezâ olarak, Harem hudutları içerisinde bir deve kesmesi icâbeder. Cünüp ve nifaslı olarak Ka’be’yi tavâf etmenin hükmü de budur.

Abdestsiz olarak tavâfa gelince: Yapılan tavâf Tavâf-ı Kudûm ( İfrad Hacc niyyeti ile ihrama girenlerin Harem-i Şerife vardıklarında ilk yapmaları gereken tavaf) ise, sadaka vermek gerekir.

Tavâf-ı İfâza yani Hacc’ın ikinci rüknü olan Ziyâret Tavâfı abdestsiz olarak yapılırsa, cezâ olarak bir koyun kesilmesi icâbeder.

Âdet gördükleri için Haccda farz olan Ziyâret Tavâfını vaktinde (Bayramın birinci günü fecrin doğması ile başlayıp Bayramın üçüncü günü güneşin battığı âna kadar devâm eden zaman içinde) yapamayan kadınlar, Ziyâret Tavâfını yapamazlar ve bunun için kendilerine bir cezâ gerekmez.Temizlendikten sonra tavâf ederler.

Vekil tutarak tevâf ettiremezler, tavâfı bizzat kendilerinin yapmaları gerekir.

Tavâf yapmadan memleketlerine dönerlerse, üzerlerinden borç sâkıt (düşmüş) olmaz.

Bu tavâfı ilerki senelerde Hacc aylarında kazâ etmeleri gerekir.

RASÛLÜLLAH’IN VED TAVÂFI
14 Zilhicce Çarşamba: Resûl-i Kibriyâ (s.a.v.) Efendimiz ve Ashab-ı Kiram, seher vakti Mekke-i Mükerreme’ye girdiler. Vedâ tavafını yaptılar.

Sabah namazını Beytullah’ta edâ ettikten ve güneşin tulûundan sonra Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye doğru yola çıktılar.

15- 19 Zilhicce Perşembe- Pazartesi yola devam ettiler.
Mekke-i Mükerreme’den ayrıldıktan sonra ilk olarak “Gadir-i Hum” vadisinde konakladılar.

Efendimiz (s.a.v.) orada öğle namazını kıldırdı. Namazdan sonra Ashabına:

“Ey insanlar!
Biliniz ki, ben de bir insanım! Çok sürmez Yüce Rabbimin elçisi gelecek, beni ebedî âleme çağıracak.

Ben de onun dâvetine icâbet edeceğim. Yakında size vedâ edeceğim” dedikten sonra sözlerine şöyle devam etti:
“Eğer sadâkatle sarılırsanız, sizi doğru yolda muhafaza edecek iki şey bırakıyorum:

Onların birincisi Allah’ın Kitabı Kur’an’dır ki, içinde hidâyet ve nur vardır. Ona sım sıkı sarılınız!

İkincisi de Ehl-i Beytim’dir.” Bu sözlerinden sonra, Rasûlüllah (s.a.v.) Hazreti Ali’nin (r.a) elinden tuttu.

“Ey insanlar! Ben kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdır buyurdu. Sonra; “Allah’ım! Ona dost olana dost, düşman olana düşman ol!” diye niyazda bulundu. Allah Rasûlü’nün (s.a.v.) yakında ebedî âleme göç edeceğini haber veren yukarıdaki sözleri, Ashab-ı Kiramı derin hüzne boğdu.

Nasıl boğmasın ki? Uğrunda canlarını fedâ ettikleri, öz nefislerinden daha çok sevdikleri Kâinatın Efendisi sallAllahü aleyhi vesellem aralarından ayrılıp gidecekti.

20 Zilhicce Salı: Zü’l-Huleyfe’ye vardılar. Burada gecelediler.

RASÛLÜLLAH’IN HACC DÖNÜŞÜ MEDİNE-İ MÜNEVVERE’YE GİRİŞİ
21 Zilhicce Çarşamba: Rasûlüllah sallAllahü aleyhi vesellem, Mekke-i Mükerreme’den ayrıldıktan sonra yolculuğun 8. gününde, Muarres yolundan Medine-i Münevvere’ye girdiler.

Medine-i Münevvere görününce üç defa tekbir getirdiler, sonra şu duâyı yaptılar:
“Allah’tan başka İlâh yoktur. Allah bir’dir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur. Bütün hamd de O’na mahsustur. O, her şeye kadîrdir.
Rabbimize yönelici, günahlarımızdan tevbe edici, Rabbimize kulluk, secde ve hamd edici olarak dönüyoruz.”
Rasûlüllah (s.a.v.( Efendimiz; Medine-i Münevvere’ye girince doğruca Mescid-i Şerife gitti. Orada iki rekât namaz kıldı, sonra Hâne-i Saâdetine gitti. Bu Hacc, Rasûl-i Kibriyâ sallAllahü aleyhi vesellem Efendimiz’in ilk ve son Haccı oldu.

Umûmî ifadesi ile Veddâ Haccı olarak ifade edilen bu Hacca “Vedâ Haccı” demek yerine “Haccet-ül İslâm- İslâm’ın Haccı veya Peygamberimiz (s.a.v.)’in Haccı demek daha münasip olur kanâtindeyiz…

RASÛLÜLLAH’IN (S.A.V.) ÖMRELERİ
Müslim’in kaydettiği Beyhakî’nin Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyetine göre; Rasûlüllah sallAllahü aleyhi vesellem üç kere ömre yapmıştır. Bunların hepsi Zilkâde ayında olmuştur.

Rasûlüllah sallAllahü aleyhi vesellem, ömre niyeti ile hicretin altıncı yılında yola çıkmış, ancak Mekkeliler tarafından o yıl Beytullah’ı tavâftan men edilmiştir. Hudeybiye’de yapılan anlaşma şartlarına göre o sene Rasûlüllah (s.a.v.) kurbanını Hudeybiye’de kesmiş, tıraş olarak ihramdan çıkmış ve Medine-i Münevvere’ye geri dönmüştür.

Müslümanlar bu seferi Rasûlüllah’ın (s.a.v.) ilk ömresi olarak saymışlardır.

Rasûlüllah sallAllahü aleyhi vesellem’in ikinci ömresi Hicretin yedinci yılında Zilkâde ayında vâki olmuştur.

Rasûlüllah’ın (s.a.v.) bu ömresine ömre-i kazâ ve ömre-i kısâs adları verilmiştir.

Üçüncü ömre Hicretin sekizinci yılında yine Zilkâde ayında yapılmıştır. Buna Ci’râne ömresi derler.

Bazı âlimlere göre, Rasûlüllah sallAllahü aleyhi vesellem’in dördüncü bir ömresi vardır. O da Haccı ile birlikte yapılan ömredir.

Rasûlüllah sallAllahü aleyhi vesellem’in dört ömre yaptığını söyleyenler, Vedâ Haccı diye meşhur olan Farz Haccını da hesâba katmışlardır. Üç ömre yaptığını söyleyenler ise, Rasûlüllah (s.a.v.) Hacc-ı Kırân yapmıştır, sırf ömreye niyet etmemiştir. Evvela Hacca niyet etmiş, sonra ömre için Akîk vâdisinde ihrama girmiştir. Dolayısıyla ömreleri üçtür demişlerdir.

Allahümme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidinâ Muhammedin elfe elfin.

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN HACCI  
 
İsim
Email