ΒTIKÂF: Hükmü, Faydası ve Şartları
Image Mükellefin ibadet niyyeti ile, cemaatle namaz kılınan bir Mescid-i Şerif’te veya o hükümdeki bir yerde kalmasına “İ’tikâf” denir.

İ’tikâf; lügâtda durmak, bir şeye devam etmek mânâsınadır.
Islâmî ıstılâhta : Mükellefin ibadet niyyeti ile, cemaatle namaz kılınan bir Mescid-i Şerif’te veya o hükümdeki bir yerde kalmasına “İ’tikâf” denir. İ’tikâfa giren ve devam eden kimseye de “mu’tekif” denir. İ’tikâf, kifâye yolu ile bir müekked sünnettir.

Ramazan-ı Şerifin son on gününde bir beldedeki mü’minlerden hiç kimse itikâfa girmez ise, o belde halkının tamamı sünneti terk etmiş, günah işlemiş olurlar. Bir kısmı İ’tikâfa girerse; diğerlerinden günah sakıt olur. Ramazan ayından dan başka bir zamanda ibâdet ve tâat niyetiyle bir mescid-i şerifte bir müddet yapılan İ’tikâf ise, müstehaptır.

I’tikaf eden kişi; İ’tikâf sayesinde, cibilliyeti dâima köyülükleri emretmek olan nefsi emmaresini yenmek, nefsinin şerlerinden temizlenmek için kendisini tamamen Allahü Teâlaya (c.c.) ibadete hasretmiş, bütün vakitlerini ibâdete tahsis etmiş demektir.

Mu’tekif; bilfiil ibâdet etmediği vakitlerde de Mescid içinde ibâdete hazır bir haldedir. Bu hal ise ibâdet hükmündedir.

İ’TİKÂFIN FAYDALARI:
İ’tikâfın sünnet olmasındaki hikmet ve fâideye gelince, bu pek mühimdir. Bütün hadis âlimlerinin ittifakına göre; “Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz Medine-i Münevvere’ye hicretinden sonra, âhirete irtihâllerine kadar her Ramazan-ı Şerifin son on gününü Mescid-i Şerifte İ’tikâf ile geçirirlerdi”. Buharînin bir rivâyetine göre; “ Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) her Ramazan ayında on gün İ’tikâfa girerdi. Bakâ âlemine irtihal ettiği senenin Ramazan’ında yirmi gün İ’tikâfa girdi”. Ihlâs ile yapılan bir İ’tikâf sayesinde kalpler, bir müddet olsun dünya işlerinden kurtulup Allah’a döner. Allah’ın evleri olan mescitlerden birine bu şekilde devam eden bir mü’min, pek kuvvetli bir kal’aya sığınmış, Kerîm olan Rabbinin feyiz ve inâyet kapısına ilticâ etmiş olur.

Islâm büyüklerinden Atâ (r.h.) demiştir ki: “Mu’tekif’in (İ’tikâf’ta bulunan) kişinin hâli; ihtiyaç içinde olup, ihtiacının karşılanması için çok zengin ve cömert büyük bir zâtın kapısında oturup, ihtiyacımı karşılamadıkça buradan ayrılıp gitmem diye gece gündüz kapısını çalıp yalvaran bir fakirin hâline benzer.”

Bir mü’minin, her gün azalmakta olan hayat günlerinden istifâde ederek böyle kudsî bir mahalde bir müddet Rabbine, olanca varlığı ile yönelip, saf bir kalp ile ibâdet ve tâatte bulunması, mânevî bir zevke dalması çok müstesna bir fırsat ve ganîmettir. Βtikâf sayesinde insanın mâneviyâtı yükselir, kalbi nurlanır, simâsında kulluk ve secde alâmetleri parlar, ilâhî feyizlere mazhar olup, nefsi emmaresinin başına buyruk hareket etmesimsen kurtulur.

İ’TİKÂF’IN HÜKMÜ VE ŞER’Î DELİLLERİ:
“İ’tikâfın meşrûiyyeti kitab ve sünnetle sâbittir. Kitab’da delil olarak, Allahû Teâla (c.c.)’nın şu kavli vardır: “Mescidlerde Itikâfta bulunduğunuz zaman kadınlarınıza (Geceleri) yaklaşmayın.”(Bakara:187)
Sünnetteki delili ise; Hazretri Ebû Hureyre (r.a.) ve Aişe-i Sıddîka (r.anhâ)’dan rivayet edilen; bütün hadis âlimlerinin üzerinde ittifak ettikleri “Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Ramazan ayının son on gününde, Medine’de mescidde İ’tikâfta bulunurdu” haber-i sâdıkıdır.

İ’TIKÂF’IN KISIMLARI:
İ’tikâf; vâcib, sünnet-i müekkede ve müstehab olmak üzere üçe ayrılır. Bir şarta bağlı olarak veya şartsız nezredilmiş (Adanmış) bulunan İ’tikâf vâcibtir. İ’tikâfı nezreden kimseler; (nezir sebebiyle İ’tikâf kendilerine vacib olmuştur) ister Ramazan ayında, ister Ramazan’ın dışında olsun, bu İ’tikâfta bulunduklarında oruç tutmak zorundadırlar. Ramazan-ı Şerif’in son on günündeki İ’tikâf sünnet, Ramazan-ı Şerifden başka bir zamanda ibâdet ve tâat niyetiyle bir mescid-i şerifte bir müddet yapılan İ’tikâf ise, müstehaptır. Vâcib olan İ’tikâfın en az süresi, bir gündür. İ’tikâfa giren kimse, bir günü doldurmadan çıkarsa, o günün İ’tikâfını kazâ eder. Çünkü o kimse; İ’tikâfa kasden başlayıp ibtal etmiştir.
İ’TIKÂF’IN ŞART VE RÜKÜNLERI: İ’tikâf’ın sahih olabilmesi için bazı şartların bulunması gerekir.

Birincisi: Niyyet’tir!.. Niyetsiz İ’tikâfın sahih olmayacağı hususunda icmâ vardır. Ikincisi İ’tikâfın mescidde yapılması şarttır. Evlâ olan, tercih edilen Cuma namazı kılnın bir Mescid olmasıdır. Ancak, sahih olan kavle göre; ezân okunup, kâmet getirilen ve cemaatle namaz kılınan her mescidde İ’tikâf yapılabilir. Üçüncüsü: Oruç’tur. Zirâ, Resûl-ü Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: “İ’tikâf ancak oruçla birlikte edâ edilir.” buyurmuşlardır. Bu Hadis-i Şerifi esas alan Hanefi fûkahası, “Oruç tutmadan hiçbir İ’tikâfın sahih olmayacağı” hükmünde ittifak etmiştir. Dördüncüsü: Müslüman olmak, Zira Müslüman olmayan kimse, ibadete ehil değildir. Aklı başında, cünüblükten, hayız ve nifastan temiz bulunmak da İ’tikâfın şartlarındandır. Mecnûn (cinnet getirmiş) ve deli kimseler de; “Niyyet” ehli olmadıkları için İ’tikâfa giremezler.

Cünüb, hayızlı ve nifaslı olanlar da, temizlenmedikce mescidlere girmekten men edilmişlerdir. İ’tikâf için bülûğ şart değildir. Akıllı olan çocuğun yaptığı İ’tikâf sahih olur. İ’tikâfın sıhhati için erkek olmak ve hür olmak da, şart değildir.

Kadın kocasının izni ile, köle de efendisinin muvâfakatı ile (uyugun görmesi halinde) evlerinde İ’tikâfa girebilir.

İ’TIKÂF NEREDE EFDALDIR?
İ’tikâfın en efdali; Mescid-i Haram’da (Kâbe-i Şerif’te) yapılan İ’tikâftır. Sonra sırası ile; Medine-i Münevvere’de bulunan Mescid-i Nebeviyye’de, sonra Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’da, sonra cemaati çok olan büyük Mescidlerde yapılan İ’tikâflardır. KADINLARIN İ’TIKÂFI: Kadınlar içinde oturdukları evlerinin mescidinde (namaz kıldıkları münasip bir odada) İ’tikâf yaparlar. Bu durumda, İ’tikâf yaptıkları yerler kadınlar hakkında cemaatin namaz kıldığı mescidler gibi olur. Imâm-ı Merginâni (r.h.) kadınların İ’tikâfı hakkında: “Onlar evlerinin mescidinde İ’tikâfa girerler. Zira kadının namazının mevkii orasıdır. Şayet kadın için evde mescid bulunmaz ise orda bir mevki (oda) tayin eder ve orada İ’tikâfa girer. Kadınların dışardaki mescidler de de İ’tikâfa girmeleri câizdir, ancak bu mekruhtur.

Essah (doğru) olan görüşe göre; kadının evinde yapmış olduğu İ’tikâf, dışardaki mescidde yapmış olduğu İ’tikâftan daha efdaldir. Serahsî’nin Muhîyt’inde de hüküm böyledir” demektedir.

İ’TIKÂFI BOZAN ŞEYLER:
1- Şer’î (dînin kabul ettiği) bir ma’zeret bulunmadan Mescid’den çıkmak: Mü’minlerin annesi Aişe-i Sıddîka (r.anha) Validemiz anlatıyor: “Resûl-i Ekrem (s.a.v.) İ’tikâf ettiği zaman mescidden çıkmazdı. Sadece kazâ-i hâcet (abdest tazelemek) için çıkardı.” Bu Hadis-i Şerifi esas alan Hanefi fûkahâsı: ” İ’tikâfa giren kimse; özürsüz olarak mescidden çıkarsa, ister kasden, ister sehven olsun İ’tikâfı bozulur” hükmünde ittifak etmiştir. Mu’tekif İ’tikâf yaptığı mescidde yer, içer ve uyur. Çünkü bunların mescid’de yapılmaları mümkündür. Ancak İ’tikâfa girdiği mescid “Cum’a Mescidi” değilse, güneş zevâl noktasına vardığı (öğle vakti girdiği) zaman (Cuma kılmak için) çıkabilir. Mu’tekif’in evi camiye yakın ise, (kazâ-i kâcet) sadece büyük ve küçük abdest için evine gitmesi İ’tikâfa zarar vermez. 2- Cima (kişinin âilesi ile cinsi münasebette bulunması) ve cimanın mukaddimeleri ( esas işe girmeden önce söylenen söz ve hareketler) de İ’tikâfı bozar: Kur’ân-ı Kerim’de: “Mescidlerde İ’tikâfda bulunduğunuz zaman kadınlarınıza yaklaşmayın” hükmü beyan buyurulmuştur. (Bakara: 187) Hanefi fûkahası, mezkür âyet-i kerimeyi delil göstererek “İ’tikâfa giren kimsenin cim’a yapması haramdır. Cimâ’nın davetçileri (öpmek, okşamak vs..) için de hüküm aynıdır.

Cimâ ve cimânın davetçileri (öpmek, okşamak vs..); kasden veya sehven (unutarak, hata ile) yapılsın durum değişmez. İ’tikâf bozulur” hükmünde müttefiktir. Ancak düşünmekle veya bakmakla inzal (menî akması) vâki olursa, İ’tikâf bozulmaz. Uyku halinde ihtilâm olma (gusül gerektiren menî akması)’nın da İ’tikâfa zararı yoktur. 3- Bayılmak veya cinnet getirmek İ’tikâfı bozar: “İ’tikâf yapan mükellef’e; birkaç gün baygınlık veya cinnet ârız olursa ( aklını yitirirse ); İ’tikâfı bozulur. Bu kimse; iyileştiği zaman yeniden İ’tikâfa başlar. Zira İ’tikâfı kazâ etmesi vâciptir.”

İ’TIKÂFTA OLAN KIMSENIN DIKKAT ETMESI GEREKEN HUSUSLAR:
İ’tikâf esnasında hayırdan başka hiçbir söz söylenmemelidir. Ancak ibâdet kasdı ile devamlı susmak da mekruhtur. Molla Hüsrev Hazretleri: “Susmanın mekruh olması, mu’tekif’in bunun ibadet olduğuna itikad etmesi halindedir. Aksi halde mekruh olmaz der ve Abdullah Ibn-i Ömer (r.a.)’ın rivayet ettiği şu Hadis-i Şerifi zikreder. Resûl-i Ekrem (s.a.v.): “Kim susarsa kurtulur” buyurmuştur. İ’tikâf esnasında konuşmak mekruhtur. Ancak hayır konuşmak mekruh değildir. Bunun delili, Allahû Teâla ‘nın: “(Habibim) Kullarıma söyle, sözün en iyisini konuşsunlar” emr-i Ilâhîsidir. ( Isrâ Sûresi: 53) Işin doğru ve hayırlısı, âyet-i kerimedeki “(Habibim) Kullarıma söyle, sözün en iyisini konuşsunlar” kavl-i şerifinin mânasındaki umûmiliğinden dolayı, mu’tekifin mescidde olduğu gibi, mu’tekif olmayanın da mescidin içinde ve dışında, ancak hayır ile konuşmasını gerektirir. Hatta, Molla Hüsrev Hazretleri; “Sen, mu’tekifi ne sanırsın ki, mescidde hayırdan başkasını konuşması câiz olsun” diyerek İ’tikâf esnasında hayırdan başka hiçbir söz söylenmemesi gerektiğine işâret etmektedir.

İ’TİKÂFTA OLAN KIMSENIN YAPMASI GEREKEN EN MÜHIM HUSUSLAR: Mu’tekif (İ’tikâfa giren kimse) en fazla Kur’ân-ı Kerim okumaya, Hadis-i Şerif’ler üzerinde tefekküre ve Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in siyerini (hayatını,nübüvvet ve risâletini, her hal ve şartlarda Allah’ın emir ve yasaklarını insanlara tebliğdeki gayret, cihâd ve diğer hizmetlerini) öğrenmeye çalışmalıdır. İ’tikâfa giren mü’min; kendisini tamamen Allahû Teâla (c.c.)’ya ibadete hasretmiştir. I’tikaf müddetince gece ve gündüzlerini en iyi şekilde değerlendirmelidir. Bunun için; bol bol kaza namazları kılmalı, Yüce Mevlâ’ya yakın olmak için nâfile ibadetlerle meşgul olmalıdır. Çok büyük sevabı ve küllî bir tevbe istiğfar olan Tesbih namazı kılmaya gayret etmelidir. Tesbih namazını mümkünse, her gece veya birer gece aralıklarla kılmanın sınırsız ecir, mükâfât ve faydaları vardır… Mu’tekif; teheccüd, duhâ ve evvabin namazlarını düzenli olarak kılmalı, bol bol evrâd-ü ezkârla meşgul olmalı, tevbe istiğfar etmeli, Rasülüllah Efendimiz üzerine salâtü selâm okumalı, Ümmet-i Muhammedin selâmeti için Yüce Mevlâ’ya duâ ve niyazda bulunmalı. Bunun dışında, Peygamberler tarihi okumalı, Hz. Adem (a.s.)’dan itibaren günümüze kadar Enbiyâ-i Mürselîn Hazerâtının ve Sâlih kimselerin Tevhid akidesinin yerleşmesi için yaptıkları hizmet ve mücadeleleri tefekkür etmeye gayret etmelidir.

ΒTIKÂF: Hükmü, Faydası ve Şartları  
 
İsim
Email